Çağlayan suların üstüne sağlam köprüler yapılır. Atasözünün mahiyetine gelince o vakitten bu vakte birçok unsurun değişime uğradığı gerçeğine rağmen hala konuşulacak birkaç kelimenin ya da cümlenin varlığına şahitlik eder insan.
Vakit elbette geçer. Hele bir harman ola… Dün, dün olmakla elbette kalmadı. Beşeriyet tarihin vakitsel diliminde savaşlara yokluğa, insansızlığa ve vicdansızlığın her türlüsüne şahit oldu. Bu insanın hayat diliminde vaktin bütün kalıpsal ifadesinden ziyade bir saatin vakte olan şahitliğinin ilk tanıklığıydı. Sular gün gelir; çağlar ve gün gelir kuraklığın hükmedici sessizliğinde sağlam köprü ayaklarının suya olan özlemine şahitlik eder. İnsan da Üstadın ifadesi ile su misali kıvrım kıvrım akar ya… Belki görünürde akan sakaryadır.
Dün ve gelecek arasında belki ileride olurda bir gün gelenekselleşmiş teknolojiyi konuşabiliriz. Ya da bundan yıllar yıllar sonra teknolojinin parametrelerini yeni öğrenmişlerin yaşlılığında yeni neslin “bunlar da eski de kaldı” sözlerine şahitlik edecek gibi durmaktayız. Fakat bazı şeyler çağlayan suların üzerine yapılmıştır; sağlamdır. Hayli bir vakit geçmiştir üzerinden… Vaktin sınırlarını aşan değerlerdir bunlar. İnsanlık gibi…
Burada aklıma gelen İsmet Özel’in şu sözünü paylaşmak isterim… “kaderine boyun eğenler, şartlara teslim olmayanlardır.” Şartlar elbette öylece bir köşede kalmıyor. Değişen şartlara ayak uyduranlar gelenekselliğin kalıpsal halinden uzakta değişim rüzgârının bütün parametreleri ile çağın bütün varlıksal problemine şahitlik edenler de var elbette. Fakat bu hikâye de kim tanık, kim şahit ya da kim gözlemci… Belirsizliğin tam merkezinde harman vaktinin coğrafi zamanlar içerisinde değişiminin yanı sıra beşeriyette zihinsel değişimin kırılma noktası aşılmaya yüz tuttu.
Bugün tarihsel anlamda tarihte mazlumları katledenler… Filistin de, Doğu Türkistan’da gözyaşı içerisinde bir lokma ekmeğini yiyemeyen mazlumların ahı var bütün dünyanın üzerinde… Çarenin ne olduğu hususuna gelince vaktin sınırlarını aşan bir Filistin ’linin tarihsel anlamda değişmeyen ve terk etmeyi dahi düşünmedikleri vatan tasavvurları… İnsan ölümlü bir varlık. Bilinen fakat aşina olmadığı belki de kendine yakıştıramadığı bu düşüncenin varlığında yaşar. Ve bugün bu insanlar ölümün tam merkezinde vicdanların öldüğü bir dünyaya ders vermeye devam ediyor. Zalim için ise; dediğim gibi hele bir harman ola…
Bugün kapitalist düşüncenin sömürü anlayışının tavan yaptığı ekonomik şartların savaşların gölgesinde ilerlediği bir vakitte insan olmaya çalışanların yaşadığı problemlerin gelecekte bulacağı yer neresi olsa gerek. Yapay zekânın şuan her şeyi unutturduğu bir dönem önümüzde hali hazırda durmakta. İlginç olan vakitlemenin ve insanın unutmaya olan yatkınlığının desteklendiği bir dönem yaşanıyor sanki… Bu bir teori değil… Dünyanın bütün kalıpsal düşüncelerinin sanki uygarlıkların yapay zekâ ile zirve yaptığı gibi bir düşüncenin deklare edildiği gerçeği, galiba mazlumları, savaşları, vicdansızlığı unutturmaya yüz tutmuşçasına bir vakit dilimine sığdırılmaya mı çalışılıyor?
Geçin bunları demekten kendimi alamayacağım. Geçin bunları… Elbette teknolojinin gelişmesi önemli… Sonuçta beşeriyete sunulmuş kolaylaştırıcı bir yönünün olduğu inkâr edilemez. Fakat bu tam anlamıyla bir uygarlık değil, olmamalıdır da. Çünkü beşeriyetin konfor alanındaki memnuniyeti insanlığın memmuniyetsizliğine yol açtı. İnsanlık burada tam anlamıyla geleneksel bir yapıya sahip değil ya da sizin anladığınız gibi geri kafalı da değil… Çünkü ortada sömürülen bir insanlık var. Çünkü ortada Avrupa’nın çürümüş düşünceleri var… Çünkü ortada bir fikir sofrası yok. Ve bu Avrupa adına uygarlık ya da medeniyet olamaz. Sadece algı var; gerçek nerede?
Mevzu ise hayli bir uzun… Çünkü vaktin dilimleri içerisinde anlatılsa da hep eksik kaldı. Evdeki hesap çarşıya uymadı… Ve insan kendisine ait olmayan hesabı, bir başkasının adına ödemeye devam ediyor. Bu bir borçta değil. Sömürünün ta kendisi…
Sağlıcakla kalın.


