Hayatımız tercihlerden ibaret…

Yaşam mücadelesi besleyen birçok etken var; dünya sathında… İsmet Özel’in ifadesiyle başlayabilirim burada cümleye… “her şey ben yaşarken oldu.” İfadesinin tanıklığının verdiği bir şahitlik durumunda insan; beşeriyetin içerisinde…
Hayatımızın tercihlerden ibaret olduğu bir dönem her vakitte var olmuştur. Daha önceki yazılarımda da ifade ettiğim gibi yanlış tercihin bazen Bağdat’tan dönme ihtimali ve her fikrin akıbeti hususunda eleştiriye maruz kalması da söz konusu olabilir.
Fakat burada bir tercih alanına sahip olmanın konformist bir anlayış alanına olan yakınlığı ve uzaklığı da bir bedel gerektirebilir. Çünkü sonuçları itibariyle her şeyin bir yaşam alanına ya da bu anlamda bir varlık alanı kaplama ya da var olmanın hinterlandına sahip olduğunu unutmamak gerekecek… Var olmak; aslında bir tercihe sahip olmanın ilk adımı olsa gerek.
Tercihlerin kendi içinde barındırdığı mutlak bir alan vardır. Fakat bu alan bazen kriz ya da bazen bir fırsat şeklinde kapı arayabilir. Fakat bu mutlak alan da yani yaşamsal ekosistemin bütün kodları arasında krizin içerisinde yer edinen fırsat ile fırsatın içerisinde yer edinen krizin oransal dağılımını dikkate almak ise; risk denilen kavramla bir bütünlük sağlar. Burada şahsi düşüncem cahil cesaretinden uzakta yüzde yüzlük bir anlayıştan uzakta, her krizin bir fırsat olduğunu düşünenlerdenim. 
Hayat tercihlerden ibaret fakat bu ibaret kavramının kavramsal niteliği içerisinde barındırdığı içeriksel değer sonuçları üzerinde insanı düşünmeye sevk edebilir. Anormal olmayan bu kalıp, düşüncenin içerisinde bir anlam değerine sahiptir. Bir başkasının kriz olarak gördüğünü, fırsat olarak görenler ile ve bazen de fırsatı kriz olarak düşünenler arasında yaşamsal bir farkın olduğunu da unutmamak gerekecektir. Var olmak ise bir düşünce alanına sahiptir. Bakanlar ile görenler arasındaki bu ayrım noktası bedbinlikten tam anlamıyla uzak olmasa da, içerisinde bir miktar umut barındırmaya devam eder. 
Görmek ise; bakmanın tam ötesinde bir kabiliyet alanına sahiptir. Burada şunu söylemem gerekecek gibi durmakta… Kusur aramak için bakanlar ile düzeltmek ya da çözüm üretmek için bakanlar arasında miyop düşüncelerin etki alanını iyi tahlil etmek gerekecek gibi durmakta… Çünkü tespitin doğru olması tahlilinde doğru olacağı anlamını taşımayacaktır. Tahlili baştan doğru yaptığına inanların akamete uğraması belki tespite dair bir realitesinin olmamasından kaynaklı olabilir. Doğru tespit doğru tahlili her vakitte yanın da taşımayacaktır. Hatanın mutlak varlığı sonuçta var olmanın hinterlandında yer edinir. Şöyle tercih, aslında kendi içinde bir tespit bir tahlil ve bir hata oranına sahiptir. Olmaması ise bir anormalite niteliği taşıyacaktır.
Tercihlerden ibaret bir yaşamın tam merkezine konumlanmak kriz ile fırsatın eşiğinde bir yaşam mücadelesi sağlar insana… Ve insanı diri tutan bu mekanizmadır aslında. Yoksa suya sabuna dokunmadan var olmaya çalışmak bir yönüyle materyalist bir alan açsa da sonuçta mücadele etmenin keyfinden uzak kıymeti harbiyesi olmayan bir varlık alanıdır. Sonuçta atmosferde oksijen oranı sabit…
Bir tercih yapmak zorunda mıyım? Denilebilir belki… Aslında yapmadığın bir tercihinde aslında bir tercih olduğunu anlamak sürecin içinden çıkıp; şöyle bir geriden bakma durumunda sonuçları itibariyle bir tercih olduğunu da anlayabilir insan. Ve sonuca dair konuşanların varlığına şahitlikle geçen bir ömrün gözlemcisi olma statüsüne ulaşmış olursun. Bu ulaşılmışlık hali ise sürece katkısı olmayanların sonuca dair yormakta oldukları cümlenin yorumuna dair mevzulardır. Ve sonuçta hayatımız tercihlerden ibarettir. Sağlıcakla kalın.

 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.