İnsanların beklenti içerisinde olduğu bir dönemin hâlihazırdaki tezahürü bu çağ… Çünkü pandeminin etkisi ile eğitiminden düşünceye kadar birçok unsurun odak noktası değiştiği gibi dünyanın yeni bir alana doğru evrildiği bu dönemin çıkmazları arasında… Çünkü yeninin uyumu ile eskinin eleştirisi arasında bir süreç… Beşeriyetin değerler hususunda eskiye olan unutkanlığı sosyolojik bir erozyonun kapısını aralamakta… Büyük bir tsunaminin kaçınılmazlığı söz konusu galiba gelecekte.
Geçmiş ile gelecek arasında değişen bu standartlara konfor alanından çıkmak gibi derdi olmayan kitle psikolojisinin büyük etkisi olacak gibi. Çünkü her şeyin mükemmel olmasını bekleyen bir zihniyet diğer yanda ise her şeyin mükemmel olmasını istemenin yanında herhangi bir çabanın olmaması ise en büyük engel. Bir yerde şase var; ama nerede?
İnsanın düşünce ufkunun tayini ve yönünü iyi tespit etmek gerektiği bir gerçeklik olarak durmakta karşımızda… Fakat günümüz şartlarında değişkenliğin etkisinde yeni bir kırılma alanı söz konusu. Sosyal medyanın ufuk belirleyici yönü birçok paradigmayı geride bıraktı. Erken bunama hastalığının başladığı bir çağın bilgiye kolay ulaşma gibi bir yanılgıya ev sahipliği yaptığı da bir gerçek. Doğru bilgi nerede ya da kim neye güvenmeli… Erozyonun başladığı bu alan tikel bazlı sonuçları doğrunun özneye göre değişmesini beraberinde getirdi.
Tabi burada beşeriyetin sahip olduğu hüküm birey bazlı hüküm mantığına dönüşünce herkesin kendine ait doğrusu bireysel hegemonyalar oluşturdu. Bu bir feodalizm… Zihinsel feodalizm. Kendi kalesinde kendince hüküm sahibi olan bireyin sosyal medya ile sanal gerçeklik algısı beraberinde getirdiği hükmün sosyolojik alandan uzak olması karşılık bulmamasına ve bir cinnet halinin ilk yansıması gibi durmakta. Çünkü anane kültürünün bir aktarım alanından kopması bu işin milat noktası olsa gerek.
Gerçek olan yok ortada… İz düşüm üzerinden yapılan hesaplamanın kopuk ve uzak, kâğıt üzerinde kapladığı hacmin değeri ne ola acep? Hadi idare edelim desek, vaktin sınırları içerisinde bir değişim ve dönüşüm söz konusu dünyada. Biz idare etsek vaktin ve saatin ilerleyen her bir dakikası idare etmeyecektir. Ve sonuç sosyolojik kopuşlar ve âlemi hayalin izdüşümünde yaşanan zihinsel feodalizmler… Ve sonuç olarak doğrunun açısal ikliminden uzakta bir erozyonun ilk sabahına uyandığında insan; bu çağda katliamlara savaşlara tanıklık etti. Etmeye de devam edecek gibi duruyor. Tabi bu savaş zihnin işgaline dayanan bir savaş…
Şunu anlarım; eksik olabilir, yanlış da olabilir. Sonuçta beşeriz. Her şeyin mükemmel olmasını beklemek belki en büyük gaflet olur. Fakat yapılan yanlışın dahi doğruya azık olmasını beklerken, yanlışta ısrar, sonuçlarına katlanılabilecek problemleri ortaya çıkartabilir.
Ezcümle hayatın kendi dinamiği var elbette. Doğrusuyla yanlışıyla bir serüven… Güçlü ile güçsüz arasında işin sonunda olmayan bir ayrımın toprakla buluşma anına şahitlik eder insan. Tarihin bütün bir döneminde bu böyle oldu. Bazen ders mahiyetinde ve bazende şahitlik ve tanıklığın ilk izlenimiydi. Şartların olgunlaşmasını beklemek ya da dönemin kendi içerisinde vakte olan şahitliği ise tarihin ilk konusu oldu bu anlamda.
Ve bu serüven içerisinde bir takım şaselerin olması gayet normal karşılanabilir. Fakat bu yanlışta ısrarın neticesi ise bir ameliyata ihtiyaç halinin zuhur etme durumunu beraberinde getirebilir. Çünkü elektrik aksamındaki bu arıza aracın yanmasına neden olabilir.
Ve sonuç olarak bir yerde şase var; ama nerede?
Sağlıcakla kalın.


