Bir Durgunluk… Öncesi Ve Sonrası Olmayan…

Yayınlanma : 23 Ağustos 2026 17:00

Sessiz kalabalıklardan oluşan bir durgunluk… Ve dünle hesabı olmayan bir yorgunluğun ilk arefesinde, bir durgunluk… Yapılmış ya da yapılması muhtemel planların, evdeki hesaba uymayacağını bilen bir anlayışın yarına dair durgunluğu bu. Ve şairin dediği gibi mataramda tuzlu su…

Yaşamsal döngünün ilk, hareketli günlerinde başlayan emeklemenin koşmaya yüz tutmamış bir hali vardı; beşeriyetin sırtında… İnsanlar çabanın ve emeğin güya karşılıksız meyvesi karşısında zenginleşmenin fırsat kolladığı bir çağın öznesinden nesnesine olan bir yolculuğunda… Güya hayalden kurduğu devlerin savaşı içerisinde büyük bir başarıya ev sahipliği yaptığı zannına kaptırmıştı kendisini. Yeni nesil Don kişotların türemeye elverişli olduğu bir döneme tanıktı bu çağ, beşeriyet adına…

Bir kalabalık… Etkiden tepkiden uzakta bir kalabalık… Beyinsel fonksiyonların yol ve yön bilmediği gündelik koşuşturmanın sarhoşluğunda; kimin ne dediğinin kıymete değer olduğu bir kalabalık bu… Beşeriyetin kalabalığı… İnsanlığın gardını aldığı bir kalabalık… Kime karşı beşeriyete karşı elbette?

Savaşlar, Filistin’de masumların gözyaşı ile yıkanan toprağın durgunluğu bu… Doğu Türkistan’da mazlumların kendi kültürünün yok edilişine olan tanıklığına rağmen sessiz bir kalabalık yığını olan beşeriyetin durup izlediği bir durgunluk bu… Kimin derdiyle dertlenmesi gerektiğini bilmeyen bir yığın kalabalığı bu… Kuzey yarım kürede ağustos ayının mevsimsel dengesi bir yaz sıcağının, kavurucu ikliminde, sessiz kalan bir dünya…

Çağdaş dünyanın bunalımları… Güya dünya mazlumların gözyaşında medeniyet ufkunu artırıyor; öyle mi?

Savaşın altın yatırımcısına ya da yastık altı birikintiye katkısı olur mu? Ya da konuya dönecek olur isek; altın fiyatları yükseldi mi? Kim kiminle savaşacak, bu savaş altın yatırımcısına ciddi getiri sağlar mı? Ya da mevduat hesabında var olan paranın faiz oranı geçinmek için yeterli mi? Dünya gündeminde savaşın bütün parametrelerini kullanıp, seçimleri kazanmak mümkün mü? Kimin gündemini kendi gündeminiz haline getirdiğiniz önemli galiba… Kimsenin gündemi ile ilgilenemeyecek olmanız da sonuçta kendinize dair bir gündeminiz olduğu kanaatini oluşturur. Burada bizi karşılayan soru galiba bir yönüyle başkasının dünya denkleminde yer edindiği gündem maddesinin bizim mikro alan da çıkarlarımıza olan etkisi minvalinde mi değerli? Üreten değil; kazanan bir kalabalığın çıkarları dünya denkleminde; pazar alanında, açık artırma da…

Ve dünya gündeminin bütün parametreleri; hani bahsettiğimiz insanlık ise sessiz kalabalığın içinde kapitalizme kurban edilmeye devam edecek gibi gözüküyor. Yaşasın kapitalizm diye bağıranlar ile insanlık nerede diyenlerin karşı karşıya kaldığı bu sistem nereye kadar gider bilinmez.

Neyse… Mevzuya dönecek olursak;

Ve bir sokak başında kırmızı ışıkta bekleyen yayanın, korna eşliğinde geçen araçlardan oluşan metal yığınlarının ve sessizce yükselen kentleşmenin şehir trafiğinde bunalımın eşiğinde, geçim derdiyle koşuşturan insan yığınlarının hikâyesi; bu hikâyenin içerisinde… Elleri nasır bağlamış insanlar çocuğunu okutmak için güneşin altında saatlerce ter dökenler yine bu hikâyenin içerisinde…

Bu hikâyenin içerisinde şımarmanın ya da şımarıklığın ne demek olduğunu bilmeyen hayatı ve yaşamı kazanmak derdine düşmüş ve eğitimini tamamlamak için amelelik yapan gençler var.

Bu hikâyenin içerisinde bu dönemin konforunu yaşayıp da yetersiz konfor alanından rahatsız olan da var. Hatta özgürlüğü kendisinin kerameti sayanlar da var.

Sonrası bir durgunluk… Öncesi ve sonrası olmayan…

 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.