Sanmıyorum… Yanlış kararın Bağdat’tan dönme ihtimaline dair kesinlik bildiren bir önerme var. Malumunuz… Buna elbette sözümüz yok. Yanlış kararın dönme olasılığı üzerinden matematiksel bir işlem yapma gibi bir niyetim de yok aslında. Fakat yanlış tercihin, karar aşamasından geçmeden, tercih aşamasında kendini bulması ve geri dönmesi ihtimali üzerine net bir ifade kullanmakta mümkün değil.
Galiba işi baştan sıkı değil, sımsıkı tutmak gerektiği aşikâr… Yanlışın doğru ile bağlamında yolun uzun olduğunu da bilmek ve bir kenara not etmek gerektiği bir köşe başında duruyor. Çünkü yol uzun… Yanlışın aldığı yol ile doğrunun alabileceği yol; kaplumbağa ile tavşanın hikâyesi gibi… Bu konunun bir yüzü elbette tam olarak mevzumuzda bu değil. Bu yılların nasihati… Elbette doğru… Doğruluğuna dair ise bir yaşanmışlık ve buna bağlı tecrübenin varlığı şart… Fakat bir çiftte kulak lazım… Birinden girip, diğerinden çıkmayan…
Yanlış tercihin sürece dair yorumlarından ziyade sonuçları itibariyle terazinin kefesinde yer edindiği realite olarak durmakta… Bu bir elbette realite; çünkü duygusallık barındırmayan, şehir efsanesinden öte ciddi bir varoluşçuluk anlayışıdır. Cümlenin var oluşu gibi… Sonuçların var oluşu gibi… Materyalist ve fizik kurallarından arınmış bir var oluş bu… Adeta rakamlar gibi… Bu ayrım noktasındaki hayatın, yaşamsal tecrübelerinden süzülüp gelen bir var oluş… Beynin sancıları arasında yer edinen ve yanlış tercihin Bağdat’tan dönmediği gerçekliğine dayalı bir var oluş bu.
Yanlış tercih Bağdat’tan döner mi? Dönebilir… Fakat hayli bir vakit geçtikten sonra. Bu defa dönenin aslında tercihin kendisi olmadığı gerçeği ile yüz yüze gelmek bir yüzleşmeyi beraberinde getirebilir. Aslında dönenin tercihin sonuçları olduğu da aşikâr. Neyse olan olmuştur ya da olacak olanın olma ihtimaline dair bütün mevzu bu imiş demekten başka çare de kalmamışta olabilir. Fakat bu da bir sonuç cümlesi olarak karşılar insanı…
Yanlış ile doğruyu ayırabilecek bir feraset ve bir basiret gerekli gibi duruyor. Beynin edinmesi gereken bir program bu… Enine ya da boyuna düşünmek ile köprüyü geçiyim derken; köprüden düşme ihtimali alelacele düşüncenin adına cesaret dedikleri, cahilliğe atılmamış bir formatın başka bir türü niteliğinde… Yanlış tercihten kaynaklı yeni bir virüs kapmış olma ihtimaline dayalı yeni bir sorun daha… Sonuçları ise yol da… Çünkü yaşamsal tecrübe denilen deli saçması gibi bir mazeret her daim hazır… Bak burası yanlış tercih; bak burada trafik işaretlerinin tamamı var… Kaya düşebilir. Buzlanma olabilir. Sollama yasak. Fakat ısrar ile gayretin hangi konuların kapsamında bir geçerliliğe sahip olması gerektiği konusunda bir bilgiye sahip olmak elzem bir mevzu olarak karşımızda durmakta…
Sonuçta hata yapmak ya da yanlış tercih yapma hakkımız yok mu denilebilir? Elbette var… Yapay zekâ değilsiniz. Ki o da bir takım hatalar yapabilir. Bu mevzuyu arabesk kültürün için de eritebiliriz. Hatasız insan olmaz; diyebiliriz. Bu anlamda… Fakat gerçekliği de konuşmak gerekecek… Yanlış tercih, sonuçları itibariyle yaşamsal bir ömrün belli bir vaktini alıp götürüyor. Bu her şeyin dört dörtlük olmasını beklemek gibi bir gaflete de ev sahipliği yapmıyor elbette. Mevzu ise tam da burası…
Ve dört ikilik bir tercihin, dört üçlük bir tercihin, dört dörtlük olması da yanlış tercih kapsamında bir hata oranına sahip ve bu sürecin sonuca olan etkisinden başka bir şey değil… Ve yarın bugünün hesaplarından doğmaya devam ediyor… Ve hesap tuttu bu defa… Yanlış tercih Bağdat’tan dönmedi. Şayet dönse idi; evdeki hesabın pazara uymadığını güya anlamış olur muyduk? Bilmiyorum…
Sağlıcakla kalın…

