Beşeriyet Öldü… İnsanlar Nerede?

Bu yağmur… İnsanın gönlüne düşmeyen bu yağmur… Gökyüzü ile yeryüzü arasında bir yaz mevsiminin aylara bölünmüş takvimi içerisinde gergef dokuyor. Ve yağmura rağmen bir çölün varlığına şahitlik ediyor insan… Ve bu şahitlik gözlemci olma ile tanık olmanın ayrım noktasında ince bir çizginin sırtında adeta bir kambur niteliğinde…

Yaşamın tanıkları ile gözlemcileri arasındaki yorum farkının niteliksel değeri ise mensubiyet ve bir mesuliyet barındırıyor. Ve çölün doğaya dair bir mensubiyeti var elbette… Ve bu mesuliyet doğanın kendi içinde bir mensubiyet alanına sahip… Ve bu doğaya dair bir ekosistem niteliği taşımakta…

İnsan ise çölleşmeye görsün… Ve bu yağmur şehrin merkezinde petrolvari ürünlerle karışmış çakıl parçalarının kıyımından oluşan simsiyah bir örtünün üzerine yağdı… Şehre, toprak kokusunu özleyen şehre düştü bu yağmur… Tüm bir coğrafya da beşeriyet kendinden kaçarcasına bir bina çıkıntısının kenarına sığınmıştı… Hâlbuki yıkıntıların arasında oyun alanı bulan bir gönül coğrafyasının insanları vardı; kan ve gözyaşı içerisinde… İnsan umudu nerede aramalıydı…

Ve yağmurlu bir günde insan bazen çöllere sürgün eder kendisini… Bu bir karamsarlık hali ise varsın olsun… Ve o gün çöle yağmur yağar… İnsan bu ya… Bu yağmur karamsarlığın aslında en büyük umut halidir. Ve bu yağmur aslında çöle değil insanın gönlüne düşer… Bu yaşamın tanıklık halidir. Tanık olmak ise; aslında bilgisine başvurulan olmaktır. Yorum ise; hep gözlemci olanlardan gelir… Çölün varlığına şahitlik edememiş; yağmurda ıslanmamış olanın yormakta olduğu cümlenin farkındalığından uzakta bir yorum bu…

Bugün dünya coğrafyasında insanın çölleşmesi galiba doğanın çölleşmesinden iki kat hızlı bir hal aldı. Doğa çölleşiyor diye bir derdimiz var elbette bu bir köşe de durmuyor… Çünkü vakit herkes için adil bir dağılıma sahip değil… Saatler yelkovanla akrep arasında beşeriyete adil davranıyor. İklimler değişiyor elbette… Beşeriyet bugün kendi yaşından muzdarip… Her yaşın bir tekâmül hali barındırmadığına şahitlik etmenin bunalımını yaşıyor. Her kriz bir fırsatı beraberinde getirdiği gibi bir imtihanı da yanı başında her daim bulunduruyor.

Günümüz dünya sorunlarına bütün akademik kaynakların ilerde not edineceği bir sorunu daha eklemiş olmam gerektiği kanaati oluştu… Yeni bir sorun daha hayırlı olsun… İnsanın çölleşmesi… Belki de günümüz dünya sorunlarının ilk sayfasında yer edinecek kadar önemli olsa gerek… Öznenin mesuliyeti ile mensubiyeti arasında çıkmazda olan bir sorun bu…

Yağmur damlasını, gözlerinin ağlamaktan kuruyan pınarlarına rağmen var olma derdinde olan Filistin de, Doğu Türkistan da, çölden uzakta bir coğrafya da esir şehrin insanlarından öğrenir bazen insan… Ve çöl sürgününü gönlünde yaşayanlar ile yirmi saniyelik kesitlerde dijital çağın lumpen anlayışı arasında kaybolmaya yüz tutmuş beşeriyetin hikâyesi var orta da…

Sıradanlaşmaya gör… Ve bu gönlüme düşen çöl sürgünün de, bir dert sahibi olmanın hadi bin dert varsa bin bir olsun denilen bir vakitte iki kelam yazı düştü kaleme… Dertten kimse ölmez… Beşeriyetin dertsizliğinden kaynaklı ise; insanlığın için de bütün bir beşeriyet öldü.

Anlamak ile anlatmak arasında anlaşıldığımı sanmak gibi bir gaflet haline düşmek istemem. Anlaşılmış olduğunu sanmak bir yanılgı barındırır içerisinde… Ve bu yanılgı halinden kaynaklı olsa gerek… Yine bir yağmur yağar; yanı başında çölü barındırır. Ve beşeriyet çöl ile yağmur arasında vakitten habersiz saatin ilerleyişi arasında günün gözlemcisi niteliğindedir bazen…

Sağlıcakla…

 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.