Bir ülkede iktidarın yanlışlarını gerçekten sarsacak güç, muhalefetin niteliğidir. Sağlam, bilgili ve güven veren bir muhalefet, iktidarı sürekli hesap verebilir kılar; zayıf, bilgisiz ve saplantılı bir muhalefet ise iktidarı adeta koruma altına alır. Türkiye’de yaşanan tam da budur.
Devlet idaresinde muhalefetin niteliksizliği, iktidarın en konforlu sığınağıdır. Bilgiden yoksun söylemler, ideolojik ezberler ve her şeye sırf karşı çıkmak adına geliştirilen reaksiyonel refleks; haklı eleştirileri dahi toplumsal bir güven duvarına çarptırarak etkisizleştirir. Bugün Türkiye'de siyasal sistemin yaşadığı en derin kriz, iktidarın icraatlarından ziyade, muhalefetin ve ona yön veren aydın profilinin topluma inandırıcı bir alternatif sunamamasıdır. Muhalif olmakla muhalefet yapmayı birbirine karıştıran bu yaklaşım, iktidarı denetlemek ve sınırlandırmak bir yana, onu neredeyse rakipsiz kılan ana dinamiğe dönüşmektedir.
Bir ülkenin kaderini yalnızca iktidarın niteliği belirlemez. İktidar kadar, iktidarın karşısında duran muhalefetin niteliği de belirler. Çünkü demokrasi yalnızca iktidarın yönetme hakkından değil, gerektiğinde onun yerine geçebilecek nitelikte bir alternatifin varlığından beslenir.
İktidar hata yapabilir. Hatta iktidarın tabiatında hata yapma ihtimali vardır. Asıl mesele, o hatayı görebilecek, teşhis edebilecek, topluma anlatabilecek ve daha iyisini teklif edebilecek bir muhalefetin bulunup bulunmadığıdır.
Kötü iktidar değiştirilebilir; kötü muhalefet ise iktidarı değiştirilemez hâle getirebilir.
Çünkü muhalefet, iktidarın karşısındaki boşluk değildir. O boşluğu dolduracak alternatif akıl, kadro, program ve iradedir. Eğer muhalefet toplumda "Bunlar iktidara gelirse daha iyi yönetir" duygusunu oluşturamıyorsa, iktidarın en büyük açığını bile siyasî avantaja dönüştüremez.
Daha vahimi şudur: Muhalefet sürekli yanlış bilgiyle, abartıyla, önyargıyla ve refleksif bir karşı çıkışla hareket ettiğinde, bir süre sonra toplum onun doğru söylediği şeylerden de şüphe etmeye başlar. Böylece muhalefet, iktidarın yanlışlarını görünür kılmak yerine, kendi güvensizliğiyle iktidarın yanlışlarının üzerini örter.
Türkiye'nin bugün yaşadığı temel siyasal problemlerden biri tam da budur.
İktidarın her söylediğine karşı çıkmayı muhalefet sanmak, her karşı çıkışı da hakikat zannetmek...
Oysa muhalefet etmek, iktidarın tersini söylemek değildir. Muhalefet; bilmek, ölçmek, muhakeme etmek, yanlış olanı göstermek, doğru olanı teslim etmek ve yanlışın yerine daha iyisini koyabilmektir.
Bunlar yoksa geriye yalnızca bir "muhaliflik" hali kalır.
Muhaliflik ise iktidar alternatifi değildir.
Ve Türkiye'nin bugün belki de en büyük talihsizliği, iktidarın karşısında güçlü bir muhalefetin değil, güçlü görünmeye çalışan bir muhalifliğin bulunmasıdır.
Bir rejimde muhalefetin işleyişi, iktidarı zayıflatır; sağlam ve güven veren muhalefet, iktidarın yanlışlarını ortaya çıkartır ve ülke için alternatif çıktıdır. Ancak bu fonksiyonun sağlıklı iş yapabilmesi için kendisinin de performansının iyi olması lazım. Muhalefetin iktidar olabilmesi için iyi bir performansa ve inandırıcılığa dayanması gerekir. Türkiye'de son yıllarda sıklıkla dile getirilen bir eleştiri, muhalefetin - özellikle ona yön veren isimlerin - bu asgari şartları bile karşılayamadığı yönündedir.
Türkiye'nin en büyük sorunu ne derseler, ben hiç tereddüt etmeden alternatif bir muhalefetin olmayışı derim. Güven vermeyen bir muhalefet, bir ülkenin başına gelebilecek en büyük felaketlerden biridir. Bir ülkenin kaderi iktidar kadar muhalefetin niteliğine de bağlıdır. Eğer bir ülkede muhalefet niteliksiz ve kalitesizse, o ülkenin insanları mevcut iktidara mahkûm olurlar. İşte Türkiye tam da böyledir.
Türkiye'de muhalefet, entelektüel derinlikten veya yapıcı amaçtan yoksun, adeta bir "eleştiri makinesine" dönüşmüş durumdadır. Temel ve basit gerçeklerdeki hataları nedeniyle inandırıcılığı aşınmakta, stratejisi tek boyutlu ve saplantılı bir düşmanlığın esiri olmakta, vizyonu ise ancak bir sonraki seçim döngüsüne kadar uzanmakta, ötesi için hiçbir planı bulunmamaktadır. Bu, yalnızca partizan bir çekişme değil; ülkenin kritik meselelerini ele almasını engelleyen yapısal bir başarısızlıktır.
Bugün Türkiye'de muhalefetin temel problemi belki de tam burada yatıyor:
Muhalefet ile muhalifliği birbirine karıştırıyoruz.
Muhalif olmak bir tavırdır.
Muhalefet ise bir kurum, bir kültür ve nihayetinde bir sorumluluk biçimidir.
Muhalif, "hayır" diyebilir.
Muhalefet ise "hayır" dediği şeyin yerine ne koyacağını göstermek zorundadır.
Türkiye'de muhalefetin en büyük problemi, iktidarı eleştirememesi değildir. Tam tersine, her şeyi eleştirmesidir.
Sorun, muhalefetin sesinin az çıkması da değildir. Fazlasıyla konuşuyorlar.
Asıl sorun şudur:
Söylediklerinin ne kadarının doğru, ne kadarının bilgiye dayalı, ne kadarının önyargıdan, ideolojik körlükten ve siyasi husumetten kaynaklandığı konusunda toplumda ciddi bir güven problemi oluşmuştur.
Bir muhalefet düşünün ki, iktidarın gerçekten eleştirilebilecek bir uygulamasını gündeme getirdiğinde bile toplumun bir bölümü artık önce şunu düşünüyor:
"Acaba bunda da bir yanlışlık var mı?"
İşte bir siyasi hareket açısından bundan daha büyük bir itibar kaybı düşünülemez.
Çünkü muhalefetin temel sermayesi milletvekili sayısı, televizyon ekranı, sosyal medya takipçisi veya yüksek sesle konuşabilme kabiliyeti değildir.
Temel sermayesi güvendir.
Güven kaybolduğunda en doğru eleştiri bile etkisini kaybeder.
______________
BİR HATANIN ÖTESİNDEKİ MESELE
Son günlerde elektrikli Togg üzerinden yapılan bir açıklama bu meselenin küçük fakat son derece öğretici bir örneğidir.
Özlem Gürses'in motorin fiyatlarındaki artıştan söz ederken elektrikli Togg'un "deposunun" kaça doldurulacağını sorması, elbette tek başına Türkiye siyasetinin bütün problemlerini açıklamaz.
Türkiye'deki muhalefetin seviyesi bu. Bunlar muhalefete yön veren aydınlar. Aydını, okumuşu böyle olunca, tabanı siz düşünün.
Daha Togg'un elektrikli olduğunu bile bilmiyor.
İşte bu kör ve bağnaz muhalefetten dolayı, esas muhalefet edilecek şeylere muhalefet edemiyoruz. Biz mazotun fiyatının neden yükseldiğini eleştirecekken bu konuya yoğunlaşamıyoruz. Çünkü bu cahillik kişiyi diğer konularda da tedirginliğe itiyor.
Özlem Gürses, motorin fiyatlarından bahsederken elektrikli otomobil Togg'un deposunun kaç liraya dolacağını sorguladı:
"Diyelim ki bir Togg'unuz var, deposunu kaça dolduracaksınız? Motorinin litre fiyatı uçacak..."
Fakat burada mesele yalnızca bir otomobilin elektrikli olduğunu bilip bilmemek değildir.
Mesele, bilginin siyasetteki yeridir.
Bir siyasetçi veya kamuoyu önderi, ekonomik bir meseleyi eleştirirken kullandığı temel kavramları bilmiyorsa, toplumun ona başka konulardaki değerlendirmelerinde neden güvenmesi gerektiği sorusu ortaya çıkar.
Çünkü vatandaş şunu düşünür:
"Benim bilmediğim konularda söylediği diğer şeyleri nereden kontrol edeceğim?Çünkü doğru mu söylüyor,yoksa beni yanıltıyor mu"
İşte problem burada başlar.
Bir insan bir konuda hata yapabilir.
Herkes hata yapabilir.Fakat muhalefetin uzun zamandır yaşadığı problem tek tek hatalar değildir.Hataların bir örüntüye dönüşmesidir.
Ve daha önemlisi, hatanın ardından öz eleştiri gelmemesidir.
MUHALEFET ETMEK, HER ŞEYE İTİRAZ ETMEK DEĞİLDİR
Demokratik sistemlerde muhalefetin görevi iktidarın yaptığı her şeye "hayır" demek değildir.
Muhalefet, iktidarın yanlışını göstermek;doğrusunu tarif etmek;alternatif politika üretmek;kamu kaynaklarının nasıl daha verimli kullanılacağını açıklamak;yanlış kararların sonuçlarını göstermek;doğru yapılan işleri de teslim etmek zorundadır.
Çünkü siyaset yalnızca itiraz sanatı değildir.
Aynı zamanda iktidar alternatifi üretme sanatıdır.
"Bunu yapmayın" demek kolaydır.
Asıl mesele:
"Bunu yapmayın, bunun yerine şunu yapın."diyebilmektir.
Türkiye'de muhalefetin önemli bir bölümü birinci cümlede kalıyor.
İkinci cümle ise çoğu zaman ortada yok.
Örneğin tarımdaki verileri değerlendirme biçimini ele alalım.Tarımsal üretim arttığında, muhalefet "tarım bitti" der.İhracat rekor seviyelere ulaştığında, muhalefet verileri görmezden gelir.Türkiye'nin tarımsal hasılası dünyada ve Avrupa'da üst sıralara yerleştiğinde, muhalefet hedefi değiştirir ve "gıda fiyatları neden yüksek?" diye sorar.
Bu, kötü niyetli eleştirinin tam karşılığıdır. Amaç gerçeği aramak veya politikayı iyileştirmek değil; gerçekler ne olursa olsun bir başarısızlık anlatısını sürdürmektir. Bu, tarım sektöründeki gerçek zorluklar ve başarılar hakkında yapıcı bir diyalog kurulmasını engeller. Muhalefetin bu alandaki "yetersizliği", diğer alanlarda olduğu gibi, ideolojik katılığından kaynaklanmaktadır. Eleştiri, konunun kendisiyle değil, konunun sağladığı siyasi fırsatla ilgilidir.
"Türkiye bu çapsız muhalefeti hak etmiyor." Bu, hükümeti savunma amaçlı bir ifade değil, Türk siyasetinin içinde bulunduğu duruma dair bir yakınmadır. Sağlıklı bir siyasi sistem, iktidarı hesap verebilir kılan ve yaşanabilir bir alternatif sunan dinamik, zeki ve yapıcı bir muhalefet gerektirir.
Ancak mevcut muhalefet, anlatıldığı şekliyle, her açıdan başarısızdır. Entelektüel yoksulluğu, siyasi miyopluğu ve ucuz popülizme bel bağlaması, kimseye fayda sağlamayan bir boşluk oluşturuyor. Bu "kör ve bağnaz muhalefet", gerçekten incelenmesi gereken konuların keşfedilmeden kalmasına neden oluyor.
Bu muhalefet başarısızlığının gerçek bedelini nihayetinde Türk halkı ödüyor; zira halk, değiştirmek istediğinde, bazen eleştirdiği bir hükümet ile güvenemediği bir muhalefet arasında sıkışıp kalıyor. Muhalefet bu derin kusurları gidermedikçe, iktidarı yüksek bir hesap verebilirlik standardında tutma gibi hayati siyasi görevini yerine getiremeyen marjinal bir güç olarak kalacaktır. Millet, güçlü, güvenilir ve ileri görüşlü bir muhalefeti hak etmektedir.


