İspanya Dünya Şampiyonu Oldu, Lamine Yamal Gönüllerin Şampiyonu

İspanya, dünya şampiyonu oldu. Lamine Yamal’da gönüllerin şampiyonu oldu.Bu dünya kupasının asıl  kahramanı, sahada top koşturan 18 yaşındaki Lamine Yamal’dı. Bir vicdanın sesi oldu.O, henüz hayatının baharında bir gençken, kariyerini ve geleceğini hiçe sayarak Filistin bayrağını dalgalandırdı. Bu tek hamle, yalnızca bir futbolcunun cesareti değil; 2 milyara yaklaşan İslam âleminin günlerdir,aylardır,yıllardır yapamadığını yapan, bir vicdanın isyanıydı.
Bugün dönüp kendimize, toplumumuza ve kadim coğrafyamıza baktığımızda; ruhumuzu sızlatan, mahcubiyetten yüzümüzü kızartan ağır bir tabloyla karşı karşıyayız. Yanı başımızda, Filistin’de ve Gazze’de insanlık tarihinin en vahşi soykırımlarından biri yaşanırken, Müslümanlar olarak—ve özelinde bu toprakların evlatları olarak—göstermemiz gereken asgari insani ve vicdani tepkiyi dahi vermekten aciz kaldık.
Eskilerin dediği gibi: Bazen tek bir çocuk gelir, kurulan bütün o sahte düzenler yerle bir olur. Lamine Yamal, işte tam bunu yaptı. İsrail, onlarca yıldır dünya kamuoyunu manipüle etmek, kendisini "mağdur ve masum", Gazze'deki masum halkı ise "suçlu" göstermek için lobi faaliyetlerine, medya kuruluşlarına ve halkla ilişkiler kampanyalarına milyarlarca dolar harcadı. Bütün dünyada devasa bir algı hegemonyası kurdu. Ancak Lamine Yamal adında 18 yaşındaki bir çocuk çıktı ve İsrail'in parayla, güçle, medya ambargolarıyla inşa ettiği o sarsılmaz görünen hegemonyayı darmadağın etti. Yıllardır harcanan o milyarlarca doları, o süslü yalanları tek bir hareketle çöpe attı. Dünya üzerindeki milyarlarca insanın gözü önünde, algı duvarlarını yıktı geçti. Bir  vicdanlı duruşunun, devasa propaganda makinelerinden daha güçlü olduğunu tüm dünyaya kanıtladı.
2 milyarlık islam dünyası,devletler, milyar dolarlık bütçeler ve uluslararası kurumlar çaresizlik içinde izlerken; bir çocuğun gösterdiği bu dik duruş, İslâm dünyasının üzerindeki o ağır ölü toprağını ve çaresizlik bahanesini tamamen yüzümüze çarpmaktadır.Demek ki İsrail’in yalanlarını ve küresel baskısını yıkmak için devasa ordulara değil, korkmamış bir vicdana ihtiyaç varmış. Eğer 18 yaşında bir çocuk tek başına bu algı imparatorluğunu sarsabiliyorsa, bizim sessizliğimizin ve eylemsizliğimizin mazereti olamaz. Bu çocuk bize sadece vicdan dersi vermedi; çaresiz olmadığımızı, ama pısırık olduğumuzu da bütün dünyanın gözleri önüne serdi.
Lamine Yamal'ın Filistin'e verdiği destek de  Müslümanlara böyle bir etki oluşturdu. Dünyanın dört bir yanında milyonlarca insanın takip ettiği bir futbolcunun sergilediği tavır, Gazze meselesini yeniden uluslararası gündemin merkezine taşıdı.Bazen vicdanların uyanması, büyük değişimlerin ilk adımıdır. "Bütün uyuyanları uyandırmaya bir tek uyanık yeter"  diyorya Malcolm X. Toplumsal uyanışın, haksızlıklar karşısında susmayan tek bir cesur insanın bile kitleleri harekete geçirebileceğini vurgulayan bu sözün pratiğini bugün Lamine Yamal’da görmüş olduk.
Bazen bir konuşma değil, tek bir fotoğraf...
Bazen uzun raporlar değil, tek bir sembol...
İnsanların hafızasında daha kalıcı iz bırakabiliyor. 
Yıllardır Gazze konusunda farklı anlatılar üzerinden uluslararası kamuoyunu etkilemeye çalışanlar, kendi bakış açılarını dünya kamuoyuna kabul ettirmek için büyük iletişim kampanyaları yürüttüler. Medya, sosyal medya, diplomasi ve kamu diplomasisi araçlarıyla kendi tezlerini anlatmaya çalıştılar.
Ancak bugün sosyal medya çağında, milyonlarca takipçisi olan bir sporcunun tek bir duruşu bile bu anlatının sorgulanmasına vesile olabiliyor. İnsanlar yeniden soru sormaya, araştırmaya ve Gazze'de yaşananlara farklı bir gözle bakmaya başlıyor.
Belki tek başına dünya siyasetini değiştirmedi.
Belki savaşları durdurmadı.
Ama milyonlarca insanın dikkatini yeniden Gazze'ye çevirdi.
Ve bazen vicdanların uyanması, büyük değişimlerin ilk adımıdır.
Bu olay bize önemli bir gerçeği de hatırlatıyor:
Hakikati savunmak için her zaman makam sahibi olmak gerekmez.
Bazen bir akademisyenin kalemi...Bazen bir gazetecinin haberi...Bazen bir sanatçının eseri... Bazen de 18 yaşındaki bir futbolcunun cesareti, milyonlarca insanın suskunluğunu bozabilir.
Tarih bize defalarca göstermiştir ki bazen bir kişinin vicdanlı duruşu, milyonların sessizliğinden daha güçlü bir yankı uyandırabilir.
Asıl soru ise şudur:
Henüz hayatının başındaki bir genç, vicdanını bu kadar cesurca ortaya koyabiliyorsa; bizler kendi imkânlarımız ölçüsünde hakikatin, adaletin ve mazlumun yanında durabilmek için ne yapıyoruz? 
Bugün dönüp kendimize, toplumumuza ve coğrafyamıza baktığımızda içimizi acıtan, yüzümüzü kızartan ağır bir tabloyla karşı karşıyayız. Biz Müslümanlar olarak—ve özelinde de Türkiye olarak—Gazze’de, Filistin’de yaşanan soykırıma karşı göstermemiz gereken asgari hassasiyeti ve tepkiyi ne yazık ki gösteremedik.
Daha da çarpıcı olan, bu cesaretin Batı'dan, “öteki”nden gelmesi. İspanya, devlet düzeyinde soykırıma karşı sesini yükseltiyor, sokakları İspanyol vatandaşları dolduruyor. Bir İspanyol milli takım kaptanı, sahaya Filistinli başörtülü bir kız çocuğunun elini tutarak çıkıp insanlık dersi verebiliyor. Oysa biz, tarihi, dini ve insani bağlarımızla o coğrafyaya bu kadar yakınken, neden onlardan daha sessiziz? Neden bizim kitleleri peşinden sürükleyen futbolcularımız, sanatçılarımız, ekran yüzlerimiz tek bir cesur kelime etmekten imtina ediyor? Avrupa’nın başkentlerinde yüz binler Filistin için inlerken, bizim meydanlarımızda üç bin, beş bin kişi zor toplanıyor. Bir zamanlar mazlumların umudu olan bu topraklarda şimdi konfor,pısırıklık, kanıksama ve derin bir sessizlik hâkim. Mesele yalnızca bir mitinge katılmak değildir.
Mesele yalnızca sosyal medyada bir paylaşım yapmak da değildir.
Asıl mesele; Gazze'nin acısını günlük hayatımızın vicdani gündeminden düşürmemektir.
Filistin'i konuşurken tüketim tercihlerimizden uluslararası kamuoyuna anlatım faaliyetlerine, diplomatik girişimlerden insani yardımlara kadar her alanda daha güçlü bir bilinç ortaya koyabilmektir.
Çünkü Gazze yalnızca Filistinlilerin meselesi değildir. Gazze, insanlığın vicdan sınavıdır.
Müslümanlar olarak ise bu sınav bizim açımızdan daha ağırdır. Aynı kıbleye yöneldiğimiz, aynı peygambere inandığımız, Mescid-i Aksa'nın emanetini taşıyan bir coğrafyada yaşanan acılar karşısında göstereceğimiz duyarlılık elbette daha fazla olmalıdır.
Bugün bir İspanyol'un, bir İrlandalı'nın, bir Güney Afrikalı'nın veya dünyanın başka bir yerindeki vicdan sahibi insanların Filistin için gösterdiği hassasiyet bize şu soruyu sordurmalıdır:
Bizim daha fazla gayret göstermemiz gerekmiyor muydu?
İşte bu tablo, vicdan muhasebesini zorunlu kılıyor. Sadece halk değil, toplumun her kesimi bu vebalin altında. Sermaye sahibi iş adamı, ticari hesapların arkasına saklandığı için suçlu. Bürokrat ve  yönetim, diplomatik dili ve konjonktürü insanlığın önüne koyduğu için suçlu. Futbolcusu, sanatçısı, ekran yüzü, popülaritesini kaybetme korkusuyla kafasını kuma gömdüğü için suçlu. Ve biz bireyler, gündelik telaşın içinde o çığlığı unuttuğumuz için suçluyuz. Hepimiz, hepiniz, her birimiz bu ortak suskunluğun ortağıyız.
Bugün dönüp kendimize bakalım: Yanı başımızda bir halk yok edilirken, gösteremediğimiz o cesaretin bedeli ağır olacak. Gazze’nin masum çocuklarının, enkaz altından gökyüzüne uzanan ellerinin hesabı, ahirette hepimizin omuzlarına çökecek. Ve o gün geldiğinde, “Elimizden bir şey gelmiyordu” bahanesinin arkasına sığınamayacağız. Çünkü elimizden geleni yapmadık. Sustuk, seyrettik, unuttuk. Oysa Lamine Yamal gibi bir genç bize gösterdi ki; tek bir yürek, koca imparatorlukları sarsabilir. Şimdi soru şu: Biz ne zaman, hangi duruşla o yüreği göstereceğiz? Yoksa suskunluğumuza bir bahane daha mı bulacağız?

 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.