“İslam’ın Kavramlarını Suçun Kavramlarıyla Kirletmeyelim”

Yayınlanma : 28 Ağustos 2026 17:22

Türkiye’de son yıllarda dinî yapılar ve cemaatler üzerinden yürüyen tartışmalarda dikkat çekici bir kavram kargaşası yaşanıyor. Bir grubun hakkında adlî veya idarî işlem yapıldığında, mesele çoğu zaman o yapının somut faaliyetleri, hukukî sorumlulukları ve varsa suç teşkil eden eylemleri üzerinden değil, doğrudan “cemaat” kavramı üzerinden tartışılıyor. Ardından aynı soru dolaşıma sokuluyor:

“Sıra hangi cemaate gelecek?”

 

Öncelikle “cemaatlere operasyon” kavramını doğru bulmuyorum. Bu ifade, farkında olmadan çok daha büyük bir probleme yol açıyor: Cemaat gibi İslam’ın temel kavramlarından birini kriminal bir kavramla yan yana getirerek yıpratıyor, kavramın içini boşaltıyor ve zamanla cemaat olgusunu toplumun gözünde bir “suç kategorisi” hâline getiriyor.

Bu soru ilk bakışta bir endişeyi ifade ediyor gibi görünse de aslında çok daha temel bir kavramsal problemi içinde barındırıyor. Çünkü daha soru kurulurken cemaat ile suç, cemaat ile örgüt, cemaat ile tehdit aynı anlam alanına yerleştiriliyor. Böylece bir yapıya yönelik hukukî işlem, farkında olmadan bütün cemaatlere yönelik bir işlemmiş gibi sunuluyor.

Oysa cemaat, İslam’ın tali veya marjinal kavramlarından biri değildir. Cemaat, İslam’ın temel kavramlarından biridir. Müslümanların birlikte ibadet etmeleri, birbirlerine destek olmaları, iyiliği çoğaltmaları, dayanışma göstermeleri ve dini hayatı birlikte inşa etmeleri cemaat fikrinin özünü oluşturur. Dolayısıyla birkaç yapının yanlışlarından hareketle “cemaat” kavramını bütünüyle şüpheli, sakıncalı veya kriminal bir kategori gibi sunmak doğru değildir.

Burada kavram ile kurumu birbirinden ayırmak gerekir. Yapılması gereken ilk şey, kavramları birbirinden ayırmaktır.

Cemaat başka şeydir, cemaat görüntüsü altında oluşturulan örgütsel yapı başka şeydir. Bir yapının dinî bir kimliğe sahip olması, onu hukukun dışında bırakmaz. Aynı şekilde bir yapının suç işlemesi de “cemaat” kavramını suçlu hâle getirmez. Nasıl bir şirketin suç işlemesi “ticaret” kavramını, bir derneğin suç işlemesi “sivil toplum” kavramını, bir kamu görevlisinin suç işlemesi “devlet” kavramını suçlu hâle getirmiyorsa; kendisini cemaat olarak tanımlayan bir yapının yanlışları da İslam’ın cemaat kavramını mahkûm etmeyi gerektirmez.

Tam tersine, bugün en fazla ihtiyaç duyduğumuz şeylerden biri kavramsal berraklıktır.

Çünkü kelimeler yalnızca kelime değildir. Bir kavramı nasıl adlandırdığınız, toplumsal hafızada onun nasıl algılanacağını da belirler. “Cemaat” kelimesini sürekli “operasyon”, “örgüt”, “tehdit”, “soruşturma” ve “paralel yapı” kavramlarıyla yan yana getirirseniz, bir süre sonra toplumun zihninde cemaat denildiğinde akla ilim, irfan, kardeşlik, dayanışma ve ibadet değil; suç, tehdit ve gizli yapılanma gelmeye başlar.

İşte asıl tehlike budur.

 

 

 

Mesela FETÖ üzerinden konuşalım. FETÖ’ye “cemaat” demek bile kavramsal açıdan tartışmalıdır. Çünkü devlet de zaten zaman içerisinde bu yapıyı tanımlarken “FETÖ” şeklinde, örgütsel ve terör yapılanması niteliği üzerinden tanımlamıştır. Burada asıl mesele bir cemaatin dinî faaliyet yürütmesi değil; devlet kurumlarına sızan, kendi hiyerarşisini oluşturan, devlet içinde paralel bir yapılanmaya dönüşen ve nihayetinde anayasal düzene karşı örgütsel bir tehdit hâline gelen bir yapıdan söz ediyor olmamızdır.

Alihan Kuriş ve Alparsaln Kuytul olayları da bunun bir benzeri olaylardır,bu çerçeveden bakmak lazım diye düşünüyorum.

O hâlde neden hâlâ buna “cemaat operasyonu” diyelim?

FETÖ’ye operasyon yapılmadı; bir örgütsel yapıya karşı hukukî işlem yapılmıştı. Bugün yapılanlarda aynı.

Bu ayrımı doğru kurmak zorundayız.

Çünkü “cemaatlere operasyon yapılıyor” dediğiniz zaman, toplumun zihninde bütün cemaatleri içine alan geniş ve problemli bir kategori oluşturuyorsunuz. Sanki devletin hedefinde camiye giden, Kur’an öğreten, öğrenci okutan, ihtiyaç sahiplerine yardım eden, vakıf ve dernekler üzerinden topluma hizmet eden bütün dinî yapılar varmış gibi bir algı ortaya çıkıyor.

Bu hem doğru değildir hem de cemaat kavramına haksızlıktır.

Bir yapının yaptığı yanlışları eleştirelim. Hukuka aykırı davranıyorsa hukuk içinde hesabını soralım. İnsanların parasını istismar ediyorsa hesap soralım. Kamu kaynaklarını kötüye kullanıyorsa soruşturalım. Devlet içinde paralel yapılanma oluşturuyorsa müdahale edelim. İnsanların iradesini ipotek altına alıyorsa bununla mücadele edelim.

Ama bütün bunları yaparken “cemaat” kavramını sanık sandalyesine oturtmayalım.

Çünkü kavramları yanlış kullandığınızda sadece kelimeleri değil, o kelimelerin temsil ettiği toplumsal ve dinî alanı da tahrip edersiniz.

Bugün “cemaat” kelimesinin yanına sürekli “operasyon”, “soruşturma”, “yapılanma”, “örgüt”, “tehdit” gibi kavramları koyarsanız bir süre sonra toplumda cemaat denildiğinde akla doğrudan suç ve tehdit gelmeye başlar. Bu da yıllardır İslamî hayatın, dayanışmanın, ilmin, irfanın ve kardeşliğin taşıyıcılarından biri olmuş cemaat fikrinin toplumsal hafızada aşınmasına yol açar.

Buna izin vermemek gerekir.

Üstelik cemaat kavramını savunmak, yanlış yapan cemaat görünümlü yapıları savunmak anlamına gelmez. Tam tersine, kavramı korumanın yolu, kavramın arkasına saklanan yanlış yapıları doğru biçimde tanımlamaktan geçer.

Bir yapı cemaat değilse ona cemaat demeyelim.

Bir örgütse örgüt diyelim.

Bir suç yapılanmasıysa suç yapılanması diyelim.

Devlet içinde paralel bir hiyerarşi kurmuşsa bunu açıkça ifade edelim.

İnsanların dinî duygularını istismar eden bir yapıysa bunu teşhir edelim.

Milletin parasını amacı dışında kullanan bir yapıysa hesabını soralım.

Ama bunların hiçbirini yaparken İslam’ın kadim bir kavramını suçun ve örgütlü kötülüğün eş anlamlısı hâline getirmeyelim.

Çünkü burada çok önemli bir kavramsal hassasiyet var:

Bir yapının kendisine “cemaat” demesi, onun gerçekten cemaat olduğu anlamına gelmez.

Bir tabelaya “vakıf” yazılması o yapıyı vakıf yapmadığı gibi, bir grubun kendisine “cemaat” demesi de onu İslamî anlamda cemaat yapmaz.

Cemaatin ölçüsü isim değil; ahlak, meşruiyet, kardeşlik, şeffaflık, ilim, ibadet, dayanışma ve hukuka bağlılıktır.

Bu yüzden FETÖ  ve diğer yapıların örneğinde de doğru soru şudur:

“FETÖ ve bunun gibi ypılar  nasıl bir cemaat?” değil, “Cemaat görüntüsü altında nasıl bir örgütsel yapı oluşturuldu?”

Bu ayrımı yapmazsak hem kavramları birbirine karıştırır hem de çok ciddi bir haksızlığa kapı açarız.

Bugün yapılması gereken cemaat kavramını toplumun gözünde itibarsızlaştırmak değil, cemaat kavramının gerçek anlamını yeniden hatırlatmaktır.

Cemaat; insanın aklını teslim ettiği, liderini sorgulanamaz gördüğü, parasını nereye harcadığını bilmediği, kendi grubunu İslam’ın yerine koyduğu kapalı bir yapı değildir.

Cemaat; Allah için bir araya gelen insanların birbirlerine hakkı, sabrı, iyiliği ve adaleti tavsiye ettikleri bir birlikteliktir.

Dolayısıyla yanlış yapanın hesabını soralım; fakat cemaat kavramını günah keçisi hâline getirmeyelim.

Bir yapının suçunu İslam’a yüklemeyelim.

Bir örgütün suçunu cemaat kavramına yüklemeyelim.

Bir kişinin yanlışını bütün Müslümanlara mal etmeyelim.

Kavramları koruyamazsak, bir süre sonra kelimelerin kendisi suçlanmaya başlanır.

Oysa bizim ihtiyacımız cemaat kavramından vazgeçmek değil; cemaat ile cemaat görüntüsü altında örgütlenen yapıyı birbirinden ayırabilecek bir kavramsal berraklığa ulaşmaktır.

Asıl mesele budur.

Birilerinin cemaat adına yanlış yapması, cemaat kavramının yanlış olduğu anlamına gelmez.

Birilerinin İslam adına suç işlemesi, İslam’ı suçlu hâle getirmez.

Birilerinin dinî duyguları istismar etmesi, dinin istismar edilmesi gerektiği anlamına gelmez.

Ve birilerinin cemaat görüntüsü altında örgütlenmesi, cemaatin kendisini örgüt kavramına indirgemez.

 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.