Filistin Konvoyu Vicdanın Yolculuğu:

Srebrenitsa’dan Gazze’ye Oradan Doğu Türkistan'a Uzanan Direniş Hattı

“İnsanlığın Vicdan Hattı: Bosna, Gazze ve Doğu Türkistan”

İnsanlığın hafızası, tarih boyunca yaşanan acılarla ve bu acılara karşı sergilenen onurlu direnişlerle şekillenir. Bugün, dünyanın gözleri önünde cereyan eden haksızlıklara karşı sessiz kalmayı reddeden bir grup vicdan sahibi insan, coğrafyaları aşan bir yürüyüşle bu belleği yeniden canlandırıyor. Bosna Hersek’in Srebrenitsa kentinden yola çıkan, Arnavutluk ve Yunanistan’ı geçerek İpsala Sınır Kapısı’ndan Türkiye’ye giriş yapan “Filistin Konvoyu”, salt bir insani yardım organizasyonu olmanın çok ötesinde, küresel bir vicdan isyanını temsil ediyor.

Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden aktivistlerin katılımıyla 25 Temmuz’da yola revan olan bu kervan, otobüs ve otomobillerden oluşan yaklaşık 60 kişilik öncü bir grupla Türkiye’ye ulaştı.Bizde Konyada konvoyu karşıladık büyük bir heyacanla.Bu konvoyların,mitinglerin insan psikolojisi üzerine çok büyük etkileri oluyor.Özellikle çocuklara ümmet şuurunun,cihat aşkının verilmesi bu tür organizasyonlarla gerçekleşiyor.Bu anlamda bu tür organizsyonlar bir tür eğitim alanına dönüşüyor.Ümmet olmayı,başakasının acısını tatmayı,vicdan sahibi olmayı bu ortamlarda öğreniyorlar. Bizler  elimizde  bayraklarla beklerken, aslında yalnızca bir konvoyu değil; adaleti, merhameti ve insanlığın ortak haysiyetini karşılıyorduk.Yanımızdan  yabancı plakalı bir bayan sürücü iki küçük kıyızla geçerken bizim ona el sallamamız ,aynı dili konuşanlar değil aynı duyguyu yaşanlar anlaşabilirmiş hakikatini bir kez daha bize gösterdi.Dilin ayrı,dinin ayrı,ırkın ayrı,milletin ayrı…Ama tepkin ortak.

"Filistin Konvoyu"nun (Özgürlük Konvoyu) Avrupa'nın kalbinden başlayıp Orta Doğu'ya uzanan güzergahı şu şekildeydi:

1. Başlangıç ve Balkanlar Güzergahı:

•             Bosna Hersek: Srebrenitsa (Konvoyun toplanma ve yola çıkış noktası - 25 Temmuz)

•             Arnavutluk

•             Yunanistan

2. Türkiye Güzergahı:

•             İpsala Sınır Kapısı (Türkiye'ye giriş)

•             İstanbul (Başakşehir Millet Bahçesi - Miting ve halk buluşması)

•             Sakarya, Ankara, Konya, Adana, Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Mardin (Sınır kapısına ilerleyiş)

3. Orta Doğu ve Varış Güzergahı:

•             Irak (Türkiye'den sınır geçişi)

•             Ürdün

•             Filistin / Batı Şeria: Ramallah (Konvoyun nihai varış hedefi)

Konvoy, Srebrenitsa'nın acı dolu geçmişinden yola çıkarak, Türkiye üzerinden adım adım bir vicdan hattı oluşturmayı ve Filistin'in kalbi Ramallah'a ulaşmayı hedeflemekte.

Konvoy Türkiye sınırlarından içeri girip yollara düştüğünde, araçların üzerinde çok çarpıcı bir detay gözüme  çarptı. Araçlarda sadece al kanlara bulanmış Filistin bayrakları yoktu; onunla omuz omuza, yan yana dalgalanan Gökbayrak, yani Doğu Türkistan bayrağı da oradaydı.

Peki, Filistin için yola çıkan bu özgürlük konvoyunda neden Doğu Türkistan bayrağı da taşınıyor?

Cevap, bu toprakların asırlardır kalbinde taşıdığı o sarsılmaz inançta gizlidir: Mazlumun ve zulmün coğrafyası olmaz!

Bazen bir yolculuğun en önemli mesajı, varacağı yerde değil, yol boyunca taşıdığı sembollerde saklıdır. Çünkü semboller, çoğu zaman uzun konuşmaların anlatamadığını tek bir görüntüyle anlatır. Bosna Hersek'in Srebrenitsa şehrinden başlayıp Filistin'e doğru ilerleyen Özgürlük Konvoyu da yalnızca geçtiği ülkelerle değil, taşıdığı anlamlarla dikkat çekiyor. Konvoyun araçlarına dikkatle bakanlar, ilk bakışta küçük gibi görünen; ancak üzerinde biraz düşünüldüğünde oldukça derin bir anlam taşıyan bir ayrıntıyla karşılaşıyordu.

Bizim için Gazze’de olan neyse Doğu Türkistan’da olan odur.Sadece yöntem farkı var,o kadar…Son zamanlarda oluşan Doğu Türkistan hassasiyeti Filistin konvoyunda yer buldu.Biz Müslümanlar için Ümmet olmak,kardeşinin acısını hissetmek böyle bir şey.İnsanlık açısından da vicdan sahibi olmak tam da böyle bir şey…

Bugün Gazze'de siyonist İsrail'in bombaları altında can veren bebeklerin, parçalanan ailelerin acısı neyse; Doğu Türkistan'da Çin'in asimilasyon kamplarında inleyen, inancından, dilinden ve kimliğinden koparılan, evlerine el konulan kardeşlerimizin acısı da odur. Dünya, ekonomik çıkarları ve ticari menfaatleri uğruna Çin'in zulmüne karşı sağır ve dilsiz kalırken; siyasi güç korkusuyla İsrail'in soykırımına göz yummaktadır.

Bizim medeniyet tasavvurumuz, acıları coğrafyaya göre sınıflandıran bir vicdan anlayışını kabul etmez. Bir mazlumun hangi dili konuştuğu, hangi renge sahip bir bayrak taşıdığı veya hangi devletin sınırları içinde yaşadığı, adalet talebinin mahiyetini değiştirmez. Eğer adalet evrensel bir ilkeyse, vicdan da seçici olamaz.

Filistin ile Doğu Türkistan arasında binlerce kilometre var; fakat zulmün insanda bıraktığı yara aynı yaradır. Gazze'de yıkılan bir ev ile Doğu Türkistan'da kimliğini, inancını ve kültürel varlığını koruma mücadelesi veren insanların yaşadığı acılar, tarihsel ve siyasal şartları bakımından birbirinden farklı olsa da, insan onurunun korunması bakımından ortak bir ahlaki zeminde buluşur. Çünkü zulmün dili değişse de mağdurun gözyaşı değişmez.

Belki de modern dünyanın en büyük açmazı tam burada ortaya çıkmaktadır. İnsan haklarını evrensel bir ilke olarak dillendirirken, onları çoğu zaman jeopolitik dengelerin, ekonomik çıkarların ve güç ilişkilerinin gölgesinde yorumlamaktadır. Böyle olunca adalet, hakikatin değil menfaatin hizmetine girmekte; vicdan ise evrensel olmaktan çıkıp seçici bir niteliğe bürünmektedir.

İşte konvoydaki iki bayrağın yan yana dalgalanması, tam da bu seçici vicdana yöneltilmiş sessiz ama güçlü bir itirazdır. Bu görüntü, "Biz acılar arasında hiyerarşi kurmuyoruz." demektedir. "Hak ihlaline uğrayan insanların kimliğine göre değil, uğradıkları haksızlığa göre tavır alıyoruz." demektedir. Çünkü hakikat, coğrafyaya göre değişmez; insan onuru da siyasetin imkânlarına göre değer kazanmaz.

İşte bu konvoy, her iki ikiyüzlülüğü de reddetmektedir. Filistin ve Doğu Türkistan bayraklarının aynı arabaya asılması; "Biz adaleti seçici olarak değil, herkes için istiyoruz" demektir. Bu bayrakların yan yana duruşu, "Zalimin kim olduğuna, gücüne veya sermayesine bakmaksızın, zulmün karşısındayız" diyen evrensel bir manifestodur. İnsan hakları havarisi kesilen modern dünyanın görmezden geldiği iki büyük kanayan yara, bu konvoyun omuzlarında birleşerek insanlığın vicdanına sunulmaktadır.

Modern insanın en büyük trajedisi, yalnızca zulmün artması değildir; hafızasını kaybetmesidir. Çünkü hafızasını kaybeden toplumlar, yalnızca geçmişlerini değil, ahlaki pusulalarını da kaybederler. İnsan, ancak hatırladığı kadar insandır. Medeniyetler ise ancak unutmadıkları kadar ayakta kalabilirler.

Srebrenitsa'nın seçilmiş olması rastlantı değildir. Çünkü Srebrenitsa, modern dünyanın kendi vicdanıyla yüzleşemediği yerlerden biridir. Avrupa'nın ortasında, uluslararası hukukun ve küresel kurumların gölgesinde gerçekleşen katliam, yalnızca Boşnakların değil, bütün insanlığın hafızasına kazınmış bir kırılmadır. Orada öldürülen yalnızca insanlar değildi; "Bir daha asla" sözüne duyulan güven de toprağa gömüldü.Batının insanlığa sunduğu değerleri yerle yeksan oldu.

Bugün Gazze'ye baktığımızda gördüğümüz şey yalnızca bir savaş değildir. Asıl gördüğümüz, insanlığın ahlaki muhasebesidir. Gazze, çağımızın vicdan terazisine dönüşmüştür. Bu terazide yalnızca devletler değil; bireyler, kurumlar, akademiler, medya ve bütün insanlık tartılmaktadır.

Çünkü bir medeniyet, teknoloji üretebildiği kadar değil; mazlumun feryadına kulak verebildiği kadar medenidir.

Modern çağ bize bilgi verdi; fakat hikmet vermedi. Haber verdi; fakat idrak kazandırmadı. Görüntü sundu; fakat görmeyi öğretmedi. Her gün ekranlarımızdan yüzlerce görüntü geçiyor. Çocuklar ölüyor, şehirler yıkılıyor, insanlar göç ediyor. Birkaç dakika üzülüyor, sonra başka bir gündemin peşine düşüyoruz. Bilginin çoğaldığı bu çağda dikkatimiz arttı; fakat derinliğimiz azaldı. En büyük tehlike de tam burada başlıyor: Sürekli maruz kaldığımız acılar, zamanla bizi acıya karşı duyarsızlaştırıyor.

İşte bu yüzden Gazze'nin unutulmaması, yalnızca Filistinliler için değil, bizim insanlığımız için de hayati bir meseledir. Çünkü unutulan her mazlum, aslında unutulan bir ahlak ilkesidir.

Elbette vicdan tek başına yeterli değildir. Vicdanın bilgiyle, bilginin hikmetle, hikmetin de eylemle buluşması gerekir. Aksi hâlde merhamet, sadece duygusal bir rahatlama biçimine dönüşür. Gerçek sorumluluk ise acıyı paylaşmakla sınırlı kalmaz; onu doğuran şartları değiştirmek için çaba göstermeyi de içerir.

Bugün bize düşen görev, Gazze'yi  sadece haberlerde hatırlamak değildir.Doğu Türkistan ah vah çekerek yakınmak değildir.Onları düşüncemizin, ahlakımızın ve gündelik hayatımızın bir parçası hâline getirmektir. Çünkü insan, yalnızca neyi bildiğiyle değil, neyi dert edindiğiyle de insandır.

Srebrenitsa'dan başlayan ve Filistin'e uzanan bu yolculuk, aslında bize daha büyük bir hakikati hatırlatmaktadır: Medeniyet, yalnızca şehirler kurmak değil; farklı coğrafyalardaki acılar arasında ahlaki bir bağ kurabilmektir. Filistin bayrağı ile Gökbayrak'ın aynı rüzgârda dalgalanması da işte bu ortak hafızanın ve ortak sorumluluk bilincinin sembolüdür. Çünkü gerçek vicdan, mazlumlar arasında tercih yapmaz; gerçek adalet ise ancak herkes için talep edildiğinde adalet olur. Bosna’nın acılı topraklarından doğup Gazze’nin direnen sokaklarına ve Doğu Türkistan’ın sessiz çığlığına uzanan bu yolculuk, sadece kilometreleri aşan bir araç topluluğu değil; paslanmış vicdanları sarsan, insanlığı ve ümmeti yeniden dirilişe çağıran kutlu bir yürüyüştür. Şehrimizde, o bayrakları selamlarken iliklerimize kadar hissettiğimiz ortak ruh, bize bir kez daha gösterdi ki; zulüm ne kadar organize ve küresel ise, bizim direnişimiz, şuurumuz ve kardeşliğimiz de o kadar sarsılmaz ve evrensel olmalıdır.

 

Bugün Gazze'nin enkazı da, Doğu Türkistan'ın asimilasyon kampları da insanlık onurunun ve inancımızın sınandığı en çetin imtihandır. Bizlere düşen görev, bu konvoyun omuzladığı şahitlik ruhunu sadece sınır kapılarında veya miting meydanlarında değil, hayatımızın her anında yaşatmaktır. Haksızlığa karşı sadece kalbimizle buğzetmekle kalmayıp, duruşumuzla, kalemimizle ve eylemimizle adaletin safında aşılmaz bir duvar olabilmektir.

Unutmayalım ki; zalimin tankı, topu ve küresel sermayesi, mazlumun ahı ve vicdan sahiplerinin direnişi karşısında daima aciz kalmaya mahkumdur.

Srebrenitsa'nın gözyaşlarıyla yakılan, Gazze'nin kanıyla beslenen ve Doğu Türkistan'ın sabrıyla büyüyen bu vicdan meşalesi, adaletin yeryüzüne yeniden hâkim olacağı o güne kadar sönmeyecektir. Yeter ki bizler, o meşaleyi taşıyacak idraki; Gökbayrak ile Filistin bayrağını aynı göğüs kafesinde, aynı duada ve aynı umutta dalgalandıracak o evrensel vicdanı asla kaybetmeyelim.

 Bugün bu konvoy yoluna devam ediyor. Ancak asıl soru şudur: Konvoy Ramallah'a ulaştığında yolculuk bitecek mi? Hayır. Çünkü asıl yolculuk, insanlığın yeniden adaleti merkeze alan bir medeniyet tasavvuruna ulaşmasıyla tamamlanacaktır. O gün gelinceye kadar, Srebrenitsa'nın emaneti, Gazze'nin direnişi ve Doğu Türkistan'ın sessiz çığlığı, vicdan sahibi insanların omuzlarında taşınmaya devam edecektir.

 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.