5 Temmuz 2009 Urumçi Katliamı

“Sessiz Dünyanın Görmezden Geldiği Soykırımın Başlangıcı”
5 Temmuz 2009, adeta bir "modern zaman Kerbelâ’sı" Doğu Türkistan için. Barışçıl bir şekilde adalet ve eşitlik talep eden bir neslin susturulduğu, binlerce ailenin evladını kaybettiği bu kara gün… O gün yaşananlar yalnızca bir şehirde meydana gelen güvenlik olayı değil, uzun yıllardır biriken gerilimlerin, hak ihlallerinin ve Çinlileştirme politikalarının zeminini oluşturması anlamında tarihî bir kırılma noktası olmuştur. Aradan geçen yıllara rağmen yaşananların gerçek boyutu, ölen ve kaybolan insanların sayısı ile olayların sorumluları hâlâ gün yüzüne çıkmamıştır.
Bazı tarihler vardır; takvim yapraklarından silinse bile milletlerin hafızasından silinmez. Bazı şehirler vardır; haritalarda yalnızca bir isim olarak görünür fakat hakikatte bir ümmetin gözyaşıyla yoğrulmuş sessiz bir ağıttır. Urumçi işte böylesi bir şehirdir. Ve 5 Temmuz 2009, yalnızca Doğu Türkistan'ın değil, insanlığın vicdanına kazınmış kara bir gündür. Her yıl temmuz ayı geldiğinde Doğu Türkistan semalarında aynı matem yeniden yükselir. Çünkü bu ay, nice anne için evladını, nice çocuk için babasını, nice eş için hayat arkadaşını kaybettiği bir hüzün mevsimidir. Urumçi sokaklarında akan kan, yalnızca bir şehrin kaldırımlarını değil, insanlığın ortak vicdanını da kızıl bir sessizliğe bürümüştür.
Urumçi olaylarını anlayabilmek için öncelikle bölgenin tarihî ve sosyal yapısını göz önünde bulundurmak gerekir. Doğu Türkistan, yüzyıllardır Uygur Türklerinin ana yurdudur. Ayrıca Kazaklar başta olmak üzere farklı Türk topluluklarının da yaşadığı önemli bir coğrafyadır. Çin Halk Cumhuriyeti'nin kurulmasının ardından bölge üzerindeki merkezî yönetim giderek güçlenmiş, özellikle 1990’lı yıllardan itibaren güvenlik politikaları sertleşmiştir. Urumçi Katliamı 3 açıdan önemlidir.
5 Temmuz Urumçi Katliamı’nın Tarihi ve Stratejik Önemi
1.    Uluslararası Kamuoyunda Farkındalık ve Dönüm Noktası 5 Temmuz Urumçi Katliamı’na kadar Doğu Türkistan’da yaşanan sistematik zulümler dış dünyaya yeterince anlatılamıyor ve karşılık bulamıyordu. Doğu Türkistan’ın kanaat önderleri, siyasetçileri ve âlimlerinin Çin’in bölgede uyguladığı hak ihlallerini dile getirme çabaları çoğu zaman “abartılı” bulunuyor ve uluslararası kamuoyuna inandırıcı gelmiyordu. Urumçi Katliamı, Çin zulmünün tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilmesi ve Doğu Türkistan davasının haklılığının küresel ölçekte kanıtlanması açısından tarihî bir kırılma noktası olmuştur.
2.    Yeni Nesil Uygur Türklerinin Milli Uyanışı ve Mihenk Taşı Katliamı önemli kılan ikinci temel unsur, Doğu Türkistan’ın yeni nesil Uygur gençliği üzerindeki dönüştürücü etkisidir. Bu olaydan önce genç nesil, geçmişte yaşanan acıları ve asimilasyon politikalarını kabullenmekte zorlanıyor; “Ne var ki, Çinlilerle birlikte barış içinde yaşıyoruz” yanılgısıyla hareket ediyordu. Ancak bu katliam, yeni neslin Çin yönetiminin gerçek ve acımasız yüzüyle doğrudan yüzleşmesini sağladı. Bu yönüyle 5 Temmuz, Doğu Türkistan’daki milli uyanışın ve toplumsal bilincin tesis edilmesinde en önemli mihenk taşlarından biri haline gelmiştir.
3.    Çin’in Doğu Türkistan Politikasındaki Radikal Strateji Değişikliği 5 Temmuz Urumçi Katliamı, Çin’in Doğu Türkistan politikasında radikal bir strateji değişikliğine yol açmıştır. Bu olaydan önce nispeten “ekonomik entegrasyon ve kültürel erozyon” üzerinden yürütülen asimilasyon politikası, 2009’dan sonra yerini “topyekûn güvenlikleştirme ve kimlik yok etme” stratejisine bırakmıştır. Katliamın ardından uygulamaya konulan militarist adımlar, gözetim teknolojileri ve toplama kampları, günümüzde yaşanan insani trajedinin doğrudan zeminini hazırlamıştır.
5 Temmuz 2009 Urumçi Katliamı, yalnızca o gün sokaklarda hayatını kaybeden yüzlerce insanın trajedisini değil, aynı zamanda bölgede günümüze kadar uzanan sistematik asimilasyon, dijital gözetim ve toplama kampları politikasının da fitilini ateşleyen süreci ifade eder.
Urumçi Katliamı’na giden yol nasıl başladı? Gelin bunu yakından inceleyelim. 21 Mayıs 2009’da 819 Uygur Türkü, Doğu Türkistan’ın Kaşgar iline bağlı Tokkuzak (Kona Şeher) ilçesinden Çin’in Guangdong eyaletinin Shaoguan şehrindeki bir oyuncak fabrikasına çalıştırılmaya götürülüyor. Bu tarihten bir ay sonra, 26 Haziran gecesi, fabrikadaki 10 binden fazla Çinli işçi örgütlü bir şekilde bıçak, balta, demir ve tokmaklarla Uygurların kaldığı yatakhaneye baskın yaparak saldırı düzenliyor. 26 Haziran gecesi başlayıp 27 Haziran saat 04:00’a kadar devam eden bu saldırıda Çin medyasına göre Haşimcan Emet ve Sadıkcan Gazi adındaki iki Uygur genç ölüyor, 81 Uygur işçi ise yaralanıyor. Fakat görgü tanıklarının anlattıklarına göre ise saldırı sırasında 10’u kadın 20 kişi hayatını yitirirken, olay yerindeki sayıları 20 kadar olan Çin polisi Uygurların öldürülmesine seyirci kaldı. Shaoguan’daki yerel hükümet yetkilileri, Zhu adında bir Çinlinin internette yayınladığı “Uygur iki Çinli kadına tecavüz etti” şeklindeki yalan haberin olaya neden olduğunu açıklıyor.
Bütün bu olanları protesto etmek için Uygur Türkü gençler bir araya geliyor. Olay aslında basit bir protesto yürüyüşü ile başlıyor.
Halihazırda Türkiye’de yaşamakla birlikte 2009 yılında Urumçi’de bulunan Abdurrahman Abduhelil, olayla ilgili Doğu Türkistan İnsan Hakları İzleme Derneği (ETHR) ile yaptığı mülakatta, 26 Haziran’da Shaoguan’daki fabrikada Çinlilerin Uygurları darp ettiği ve üzerlerine idrarlarını yaptığı görüntüleri internet üzerinden izlediğini ve arkadaşlarından 15 kişinin öldürüldüğünü belirtmiştir.
5 Temmuz Katliamı’nın bir diğer şahidi Abdurrahman Abduhalil ise ETHR’ye verdiği demeçte, protestonun olduğu gece Urumçi sokaklarında tankların ve zırhlı araçların gezdiğini görmüştür. Abduhalil, protestoların Çinli kolluk kuvvetleri tarafından öngörüldüğünü fakat sert bir şekilde müdahale etmek için olayın büyümesinin ve karışmasının beklendiğini, nihayetinde Urumçi’deki At Beygesi Meydanı’nda kanlı olayların yaşandığını şu şekilde anlatmaktadır: “At Beygesi Meydanı bölgesi Urumçi’de Uygurların yoğun yaşadığı bir semttir. Protestoya katılanların yarısına yakını buradaydı ve diğer yarısı Urumçi Halk Meydanı’ndaydı. Ben de bu meydandaydım. Akşam namazı vakti girdiğinde At Beygesi Meydanı semtinin yakınındaki askerî üsten 200’den fazla asker bağırarak caddeye indi. Biz korkmadan orada bekledik. Askerlerin öndeki 3 safına Uygur kökenli askerler, arka sıralarda ise Çinli askerler saf tutmuştu. Başta havaya ateş ederek dağılmamızı istediler, biz de dağıldık. Saat 19:00’da askerler ve polisler evleri aramaya ve vücudunda en ufak bir yara olanları gözaltına almaya başladılar. O semtte bir kesimhane vardı, orada çalışanların giysilerinde ufak bir kan lekesi olanları dahi gözaltına aldılar. Mahalledeki 200’den fazla insanı muhtarlık binasının önüne toplayarak iç çamaşırları kalana kadar soyduktan sonra 3 adet 70 no’lu otobüse bindirip götürdüler.”
5 Temmuz gündüz: Binlerce Uygur genci ellerinde Çin bayraklarıyla meydanda toplandı. Talepleri netti: Shaoguan olayının şeffafça soruşturulması ve etnik ayrımcılığın durdurulması.
5 Temmuz akşamüstü: Çin güvenlik güçleri (polis ve paramiliter birlikler) meydanın etrafını sardı. Göstericilerin dağılması yönündeki ihtarların ardından göz yaşartıcı gaz ve coplarla sert müdahale başladı.
5 Temmuz gecesi: Güvenlik güçlerinin gerçek mermi kullanmasıyla barışçıl protesto bir anda kaosa ve çatışmaya dönüştü. Öfkelenen kitleler ile Han Çinlileri arasında sokak çatışmaları baş gösterdi; dükkânlar ve araçlar ateşe verildi.
6-7 Temmuz: Çin yönetimi Urumçi’ye ordu birliklerini sevk etti. “Elin keserli” Han Çinlisi gruplar, polisin gözü önünde Uygur mahallelerine intikam saldırıları düzenlemek için sokaklara döküldü. Görgü tanığı ifadelerinden: “Sokaklar bir anda savaş alanına döndü. Polis ayrım gözetmeksizin ateş açıyordu. O gece kaç kişinin vurularak kamyonlara bindirildiğini ve bir daha geri dönmediğini kimse tam olarak bilmiyor.”
Birçok uluslararası kuruluş, Urumçi olaylarını Doğu Türkistan’daki insan hakları tartışmalarında önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirmektedir. Birleşmiş Milletler insan hakları mekanizmaları, Uluslararası Af Örgütü, Human Rights Watch ve benzeri kuruluşlar; keyfî gözaltılar, zorla kaybetmeler, ifade özgürlüğü üzerindeki kısıtlamalar ve adil yargılanma hakkına ilişkin kaygılarını çeşitli raporlarında dile getirmiştir.
5 Temmuz 2009 Urumçi Katliamı, Doğu Türkistan halkı için yalnızca bir tarih değil, aynı zamanda asla kapanmayan bir yara ve süregelen bir matemdir. O gün barışçıl adalet talebiyle sokaklara çıkan gençler, tanklar, gerçek mermiler ve organize saldırılar karşısında susturulmaya çalışıldı. Ancak zulüm, sesleri kısamadı; tam tersine, Doğu Türkistan davasını tüm dünyaya duyuran bir çığlığa dönüştürdü.
Aradan geçen on yedi yıla rağmen gerçek boyut hâlâ karanlıkta. Cesetlerin gizlice yok edildiği iddiaları, binlerce kayıp ve adil bir soruşturmanın yapılmamış olması, olayın vahametini daha da artırmaktadır. Bugün Urumçi’de yaşananlar, yarın tüm insanlığa sirayet edebilecek bir totaliter sistemin erken uyarısıdır.
Bizler, rakamların ötesine bakmalıyız. Ölenlerin sayısı üzerinden değil, kaybedilen insanlık üzerinden düşünmek zorundayız. Çünkü her bir kayıp, bir ailenin yok olan geleceğidir; her bir yara, nesiller boyu sürecek acının tohumudur. Annelerin feryadı, yetimlerin gözyaşı ve şehitlerin aziz hatırası, Doğu Türkistan’ın özgürlük mücadelesinin en güçlü mirasıdır.
Urumçi, haritalarda bir şehir ismi olabilir; ancak Doğu Türkistanlıların hafızasında ebedi bir Kerbelâ olarak yaşamaya devam edecektir. Uluslararası toplum ekonomik çıkarlar uğruna sessizliğini bozmadıkça, Pekin yönetimi daha büyük cüretle hareket etmeye devam edecektir.
Referans: Bu yazı Doğu Türkistanlı olup Türkiye’de yaşayan Uygurların ifadeleri ve ETHR’nin Temmuz 2022’de yayınladığı “5 Temmuz Urumçi Katliamı Raporu: Katliamdan Soykırıma Giden Yol” yayınından alınarak yazılmıştır.

 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.