Bu Çağın Yabancısı Kim?

Çağın bütün parametrelerini konuştuk… Eskiyi konuştuk; yeniyi de konuştuk… Çağın getirilerinden yapay zekânın gelecekteki yerini konuştuk. Modern disiplin anlayışı dedik. Sosyal medyanın ve teknolojinin baş döndüren hızlı gelişimine dair belki tezler yazdık.

Söyledik… Konuştuk… Anlattık…

Fakat neyi gözden kaçırdık. Kim, nerede; ne hata yaptı? Bu çağın iletişimden uzak kaldığı bir dönem de nasıl olur; ifadesine tanıklık ettik. Mevzu şahıs değil… O onu yaptı; bu bunu yaptı demekten öteye geçemedik galiba… Eleştirinin acımasız yüzüne kurban aradık. Yapıcı eleştirinin eşiğinden bir fikirle geçme derdinde olamadık mı acep ola?

Mazinin bütün izlerini konuştuk. Geleceğe dair bir fikre sahip olmanın ne demek olduğunu anlamadan modernizm adı altında lumpen bir anlayışla mı yol alıyoruz? Teorinin pratikteki karşılığına dair evdeki hesabın çarşı da karşılığı olmadığını bildiğimiz halde yine hesap mı yaptık? Sahanın bütün gerçekliğini bertaraf edip, o dediğin öyle değil deyip, ince hesap hatasından mı kaçtık? Ayrıntıyı görmeden tümelin gidişatına yol mu verdik? Gün gelip ayrıntının tümele ödettiği bedeli hangi hesap defterinin hangi sayfasına not etmek gerektiği konusundaki kararsızlığın ana nedeni bu mu?

Her şeyi bilmek cahilin işidir. Ya da cahil deyip tebessüm edip mi geçtik? Her şeyi bütün bir ilmin içinde anlama kabiliyetinin ya da vaktin sınırlılığı içerisinde yetiştirmeye çalışmak doğanın kendi ekosistemine aykırıdır. Ve bu anlamda uzmanlaşma alanlarının branş temelinde değerlendirilmesi öğrenmenin birey bazlı bölüşümüne kapı aralamıştır. Kurumları ayakta tutan hiçbir vakit şahıs olmamıştır. Sistem ve disiplin ayakta kalmanın ve geleceğe dair uyarlanabilir düşüncenin ürünüdür.

Biz neyi öğretemedik? Biz tarihten gelen bir kültürün temsilcileri değil miydik?  Yamalı bohçanın parçaları arasında kaybolmuşluk hissine gark olduk. Terbiye edecek ebeveynler yerine; hayatını yaşa diyen bir anlayışa tanıklık ettik. Okuyacak kitapları olmayan bir nesilden, her imkânı elinin altında bulan bir nesle doğru giderken; bu konfor alanından çıkamamış olmanın verdiği sancı, gerçek bilginin sadece okumakla olmayacağını, anlamak gerektiğini mi unuttuk? Ve yön verecek ve ben varım diyecek bir gençliğin çağın içinde boğulmuşluğuna tanıklık mı ediyoruz?

Çünkü kimse anlamadı galiba bu çağı? Ne olduğunu anlamadan baş döndüren hızıyla yaşadıkları kırılma noktasını çözmüş değil kimse… Bir şaşkınlık hali herkesin yeni baştan öğrendiği bir sürece ev sahipliği mi yaptı? Bu çağın yabancısı olmanın kesitler halinde yaşanan bir hayatın anlam değerine karşı sorgusuz sualsiz teslim mi olduk? Elindeki teknolojinin yabancısı olanlar ile çağın yabancılığı arasında yaşanan yirmi saniyelik kesitlerde mi anlam aradık? Boşluğun temelsiz şöhretinde savrulmaya giden bir anlayışın küçük büyük demeden anlamadıkları bir düzenin kurbanı olması, işin çıkmaza doğru yol aldığına şahitlik mi ediyoruz?

Gözlemci ile tanık olmanın ayrım noktasında, bilgisine başvurulanların tanıklığından ziyade vaktin içinde gözlemci statünde olunduğuna şahitlik mi ediyoruz? Tanık olmak zorundayız. Bilgisine başvurulan olmak, gözlemci olmanın umursamamazlığından uzak kalmak zorundayız.

Yanlış aramak işin en kolayıdır. Kolaycılık anlayışından insanlık adına bir çıkış alanı bulmak derdine düşmemek ise; sonuç olarak işi götüreceği yer çıkmaz sokaktır. Geleceğe yön vermek zorundayız. Çünkü kaybetmek kolaydır. Kazanmak ise zordur. Zora talip olmak zorundayız. M. Akif Ersoy’un ifadesiyle cümleyi bitirelim; "Gel yıkalım şu Süleymaniye'yi desen, iki kazma kürek, iki de ırgat gerek. Hadi gel yapalım geri şunu desen, bir Sinan gerek, bir de Süleyman."

Sağlıcakla kalın.

 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.