Çağın Sorusu: “Kolay Olan Nerede…”

Burada bir fikir alanından bahsetmem doğru olmaz. Fikirlerin, düşüncelerden bağımsız çağlara tanıklık ettiği gerçeği, olasılığı olmayan bir olgudur. Bu haftanın köşe yazısını aslında düşüncenin bağnazlığından, fikrin vizyoner tutumuna dair meseleyi geniş bir çerçevede masaya yatırma anlayışı ve gayretinde olacağım.

Başlığı, fikrin tekâmülü şeklinde atabilirdim. Bir fikre sahip olmanın kıymet derecesi ile düşüncenin gündelizmin tuzağından bertaraf olmadığı gerçeği bu yüzyılın niteliği gibi durmakta. Üzerinde uzun süredir tefekkür etmeye çalıştığım bu konuya dair kendi zihin dünyamızın işgale hazır hale getirilmeme anlayışından bir nebze uzaklaşma düşüncesi konunun ana teması olabilir.

Günümüz düşünce anlayışına dair en büyük parametre konuşma yetisine sahip olan öznenin konuştuğu ya da konuşulana dair mevzular bu konunun tekâmülü olduğunu sosyolojik bir gözlem niteliğinde söyleyebilirim. Burada bu yüzyılın en dikkate değer örneklemi aslında; sosyal medya öğretileridir. Tanımadan oluşturulan her bir düşüncenin anlamaya ya da anlatmaya yönelik bir çaba barındırmadığı gerçeği gündelik düşüncenin fikri alandan uzaklaşıp sadece mevzunun tamda bu olduğunu düşündürmesi ilerlemeye yüz tutmamış düşüncenin gündelizmini oluşturmaktadır.

Tabi burada çevresel etkenler, olay ve olguların gündelizme konu olması, mensubiyet ve mesuliyetlerin kendi itibarından kopması düşüncelerin anlık mevzulara kapı araladığını ve sadece taklidin varlığı ile sıradanlaştığı gerçeğini gün yüzüne çıkarmakta. Taklit artık eskisi gibi aslını yaşatmıyor. Aslını dumura uğratmış gözükmekte… Günümüzde taklit ise; bir fikrin (artık) malzemesinden başka bir anlam ifade etmiyor. Taklide konu olacak fikirlerin, gündelik düşüncenin bataklığında çürümeye yüz tutmuş olması, maceraperestlerin heyecanından ziyade bir duvar örme gayretinden uzak olduğu anlaşılıyor.

Herakleitos ifadesiyle; “Uykuda olan insanların kendi dünyalarında yaşadıklarını söyler. Ama uyandıklarında herkesin tek bir dünya da yaşadıklarını fark ederler.”

Hâlihazırdaki durumun insanlığın, beşeriyetten uzakta var olan öğretileri sahnenin dekorundan uzakta düşüncenin gündelizme olan etkisinden kurtulmuşta sayılmaz. Buradaki aslında bir yorum meselesidir. Tabi yorumun kendine dair bir üslubunun olduğunu söylemeden geçmemek gerekecek. Şöyle yoruma dair bahsettiğim bu üslup, konuşmaya dair hangi kelimenin nasıl söylendiği ile alakalı olan bir üslup değil elbette. Buradaki yorumun dahi kendi içindeki fikri alanından sıyrılıp, gündelik düşüncenin ilhamına dair bir mevzu. Fakat bu bir sanata konu da değil…

Yorumun kıymet takdirini de bu anlamda bir teraziye tabi tutmak gerekecektir. Fikri olmayan ve bu yönlü zihinsel bir masaja bile ihtiyaç duymayan bir beynin (yoruma) dair edeceği cümlenin değeri ne ola acep? Övgü ile sövgü arasında, eleştiri(yıkıcı) ile tembellik arasında yer edinmenin, geleceğe dair bir öngörüsü var mıdır?

Buraya dair bir ölçü gerekecek gibi durmakta… Fakat hazır alınmış bir ölçünün, bütün bir insanlığa; “bak senin ölçün bu denmesi” bu ölçünün bütün fikirlerden bağımsız, düşüncenin ve algının gündelik eşiğini atlayamamış olması da sonuçta çabasız bir yorumdan başka bir şey değildir. Her düşüncenin yeşerdiği bir beyin elbette vardır. Zekâ derecesinden ziyade, beynin görgülü olup olmadığı ise ciddi soru işaretlerine ev sahipliği yapacak ya da yapmamış olması da ayrı bir mevzu.

Netice de kendi düşüncesinin üzerine düşünmekte insan için uzun ve yorucu bir süreci gerektiriyor. Düşüncenizin üzerinde düşünebilmek beynin görgüsüne dair yorucu olabilir. Yorgunluktan geçmeyen yorum ise; malumunuz. Çağın sorusu ise; kolay olan nerede? Öyle bir dünya yok.

 Sağlıcakla kalın…

 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.