Tapunun Unutulan Mührü: Miryokefalon Neden Devlet Töreniyle Kutlanmalı?

Yayınlanma : 25 Eylül 2026 17:05

“Devlet Törenleri Tarihi Hafızaya Dönüştürür”

Bir milletin hafızası, kutladığı günlerde saklıdır. Neyi, ne kadar coşkuyla andığımız; aslında neyi ne kadar önemsediğimizin de ispatıdır. Bugün Malazgirt'i devlet töreniyle, şölen havasında kutluyoruz. İstanbul'un Fethi'ni her yıl daha görkemli biçimde anıyoruz. Çanakkale'yi yıllardır layıkıyla hatırlıyor, törenlerle, saygı duruşlarıyla milletçe yâd ediyoruz. Ama Anadolu'nun kaderini fiilen mühürleyen o zaferi Miryokefalon zaferi hâlâ birkaç cılız kutlama mesajının gölgesinde kalıyor.
Bu, tesadüf değil; bir hafıza eksikliğidir. Ve bu eksikliği gidermek, artık bir tercih değil, bir borç meselesidir.
Bir milletin tarihî hafızasını diri tutabilmesi, o hafızayı inşa eden dönüm noktalarının devlet ciddiyetiyle sahiplenilmesine bağlıdır. Resmî törenler, doğası gereği bürokratik bir mesafe taşısa da işin ciddiyeti, meşruiyeti ve kamuoyundaki ağırlığı açısından hayati önem taşır. Devletin bir zaferi resmen sahiplenmesi, o olaya meşruiyet katar, aidiyet hissini pekiştirir ve toplumsal bilinci canlı tutar.
Çünkü devletin bir olayı resmî törenle anması, o hadiseyi yalnızca tarih kitaplarının konusu olmaktan çıkarıp kamusal hafızanın parçası hâline getiriyor.
İstanbul'un fethi konusunda da son yıllarda önemli bir değişim yaşandı. Eskiden daha sınırlı ve sembolik biçimde yapılan fetih kutlamaları, zaman içerisinde büyük organizasyonlara, programlara ve şölenlere dönüştü. Bu konuda Millî Görüş hareketinin ve merhum Necmettin Erbakan Hoca'nın yıllarca düzenlediği 29 Mayıs fetih programlarının da toplumdaki fetih bilincinin canlı tutulmasında önemli bir var. Son yirmi beş yılda ise İstanbul'un Fethi, devlet tarafından da daha kapsamlı programlarla anılan büyük bir tarihî hadise hâline geldi. Malazgirt konusunda da özellikle son on-on beş yılda daha görünür, daha kapsamlı ve kitlesel anma programlarının yapılması önemli bir gelişmedir. Bunların hepsi tarihî hafızanın canlı tutulması açısından değerlidir.
Fakat aynı soruyu Miryokefalon için sormamız gerekiyor:
Miryokefalon neden aynı ilgiyi görmüyor?

 

BİR MİRYOKEFALON ŞÖLENİ NEDEN OLMASIN?
 

Miryokefalon, Anadolu'nun Türk yurdu oluşu bakımından son derece önemli bir tarihî eşiktir. Fakat bugün Miryokefalon'un yıldönümü geldiğinde çoğu zaman birkaç mesaj, birkaç konferans ve sınırlı sayıdaki etkinlikle yetiniliyor. Oysa mesele sadece bir zaferin yıldönümünü kutlamak değildir. Mesele, Anadolu'nun nasıl vatan olduğunu topluma yeniden anlatmaktır. Miryokefalon'un anlamı budur.
Bu nedenle Miryokefalon Zaferi'nin daha güçlü bir devlet töreniyle, daha geniş katılımlı kültürel programlarla ve bir Miryokefalon şöleni anlayışıyla anılması gerektiğini düşünüyorum. Resmî tören, "Bu hadise bizim için önemlidir" mesajını verir. Bir hadiseye devletin sahip çıkması, ona kamusal bir ciddiyet kazandırır. Onu sıradan bir tarih bilgisi olmaktan çıkarır. Yeni nesillerin zihninde bir aidiyet alanı oluşturur. Bir başka ifadeyle devlet töreni, sadece tören değildir. Bir hafıza inşasıdır.
Neden Miryokefalon Bu Kadar Önemli?
Malazgirt bir "giriş"tir; her giriş, geri çevrilebilir bir ihtimal taşır. Nitekim Bizans, yüz yıl boyunca bu ihtimali diri tutmaya çalıştı. Miryokefalon'da II. Kılıç Arslan'ın kazandığı zafer, bu ihtimali tarihin sayfalarından sildi. Tarihçilerin çoğu, bu savaşı Bizans için "dönüşü olmayan nokta" olarak tanımlar; Anadolu'nun Türkleşmesinin artık durdurulamaz bir süreç hâline geldiğinin  adıdır bu.
Yani Malazgirt'siz Miryokefalon olmaz, ama Miryokefalon'suz da Malazgirt'in kalıcı bir anlamı olmazdı. Kapı açılmış olabilirdi; ama tapu alınmasaydı, o kapı her an yeniden kapatılabilirdi.
Cılız Bir Sessizlik
Bugün Miryokefalon Zaferi'nin yıldönümünde birkaç kurumun sosyal medya mesajı, bazı yerel etkinlikler dışında ciddi bir devlet töreni yok denecek kadar az. Oysa bu zafer, Anadolu'nun "yurt" olma sürecinin can damarıdır. Bu sessizlik, sadece bir ihmal değil; hafızamızda bir boşluktur. Ve doldurulmayan her boşluk, zamanla unutulmaya terk edilir.
Bir toprağın tapusunu alan zafer, o toprakta yaşayan milletin en çok anması gereken hadiselerden biri olmalıdır. Miryokefalon'u hak ettiği yere taşımak, yalnızca bir tarih borcunu ödemek değil; aynı zamanda gelecek nesillere "bu topraklar nasıl kalıcı hâle geldi" sorusunun cevabını miras bırakmaktır.
Miryokefalon'un anlamını sadece tarihçiler anlatmamalıdır.
Okullarda anlatılmalı.
Üniversitelerde tartışılmalı.
Belgeseller hazırlanmalı.
Tarihî mekânlar ihya edilmeli.
Uluslararası bilimsel toplantılar düzenlenmeli.
Gençlerin katılacağı kültür programları yapılmalı.
Kitaplar, sergiler ve tiyatro gösterileri hazırlanmalı.
Belki her yıl birkaç güne yayılan büyük bir Miryokefalon Kültür ve Tarih Şöleni düzenlenmeli.
Çünkü bir milletin tarih bilinci sadece ders kitaplarıyla oluşmaz.
Törenlerle, sembollerle, mekânlarla, hikâyelerle ve ortak hatıralarla oluşur.
Malazgirt'in anlamını güçlendiren sadece 1071 tarihi değildir.Anadolun resmi olarak İslamlaşma tarihidir.Bu toprakların islamla mayalanmasıdır.
Onu hatırlatan törenler, mekânlar ve anlatılardır.
Çanakkale'nin hafızamızdaki yeri sadece 1915'te yaşananlarla sınırlı değildir.
Her yıl yapılan anmalar, şehitlikler, törenler, belgeseller ve anlatılar bu hafızayı canlı tutmaktadır.
İstanbul'un fethi de yalnızca 29 Mayıs 1453 tarihi değildir.
Her yıl yeniden hatırlanan, yeniden anlatılan ve yeniden anlamlandırılan fetih  ruhunun verildiği  bir tarihî hafızadır.
Miryokefalon da böyle bir hafızayı hak ediyor.
Miryokefalon'u anmak, sadece 1176'yı anmak değildir.
1071 ile başlayan sürecin nereye vardığını hatırlamaktır.
Anadolu'nun yalnızca girilmiş bir coğrafya olmadığını; üzerinde devlet kurulan, şehirler inşa edilen, medeniyet meydana getirilen ve uğruna mücadele edilen bir vatan hâline geldiğini hatırlamaktır.
Bu yüzden Miryokefalon'un daha güçlü biçimde kutlanması, geçmişe takılıp kalmak değildir.
Tam tersine, bugünün insanına "Biz bu topraklarla nasıl bir bağ kurduk?" sorusunu sordurmaktır.
Anadolu'nun tarihini bilmeyen, Anadolu'nun anlamını da tam olarak kavrayamaz.
Bir milletin geleceğe yürümesi için geçmişini bilmesi gerekir.
Çünkü hafızasını kaybeden millet, sadece geçmişini değil, geleceğe dair istikametini de zayıflatır.
 Bu yüzden Miryokefalon Zaferi, devlet töreniyle, daha canlı ve şölen şeklinde kutlanmalıdır. Bu kutlama yalnızca bir anma değil; Anadolu’nun tapusunu yeniden okumak, “bin yıldır buradayız” iradesini tazelemek ve gelecek kuşaklara bu toprakların nasıl yurt olduğunu anlatmak demektir.
Malazgirt kapıyı açtı. Miryokefalon tapuyu aldı. İstanbul fethi imparatorluğa dönüştürdü. Çanakkale ve Millî Mücadele ise bu vatanı korudu. Öyleyse Miryokefalon’u hak ettiği şekilde, devlet töreniyle ve şölen coşkusuyla anmak; bu zinciri tamamlamak, Anadolu’daki bin yıllık varlığımıza sahip çıkmak demektir. Bu dört büyük eşik, bize Anadolu’nun sadece üzerinde yaşadığımız bir coğrafya olmadığını anlatır.
Anadolu bir hafızadır.
Anadolu bir medeniyettir.
Anadolu bir vatandır.
Ve vatan, sadece üzerinde yaşanan toprak değildir.
İşte bu sebeple Miryokefalon Zaferi’nin devlet törenleriyle, geniş katılımlı programlarla ve bir tarih şöleni atmosferinde anılması, yalnızca geçmişe gösterilecek bir saygı değil; geleceğe bırakılacak bir hafıza mirasıdır.
 Devlet Töreni Şarttır: Anadolu’nun Tapusu Cılız Mesajlara Sığmaz.Miryokefalon'a Devlet Töreni Bir Borç, Bir Zorunluluktur…

 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.