Piliç Eti Hakkındaki Yanlış Algılar Ve Bilimin Söyledikleri

Günümüzde bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolaylaştı. Ancak ne yazık ki doğru bilgiye ulaşmak aynı ölçüde kolaylaşmadı. İsmet Özel'in çok güzel sözü var: "İnsan için bütün yollar yürünebilir durumdaysa o insan artık kaybolmuştur" diyor ya. İşte tam da böyle bir durumu yaşıyoruz bilgi konusunda. Hemen her bilgiye ulaşmak çok kolay. Ama kolay ulaşım bize kolaylık getirmiyor, aksine işi daha da zorlaştırıyor. Bilgiler içinde, daha doğrusu malumatlar arasında kayboluyoruz. Bilgiler arasında doğru bilgiye ulaşmak çok zor. Özellikle gıda ve tarım alanında, bilimsel gerçeklerden uzak, kulaktan dolma bilgilerle oluşturulan algılar toplum sağlığını doğrudan etkileyebilmektedir. Son yıllarda piliç eti hakkında ortaya atılan iddialar da bunun en çarpıcı örneklerinden biridir.

Bir televizyon programında söylenen bir cümle, sosyal medyada paylaşılan bir video veya uzmanlık alanı dışında konuşan bir kişinin açıklamaları kısa sürede milyonlarca insana ulaşabilmektedir. Hele de bu yalan bilgi ise çok daha hızlı yayılıyor. Tavuk konusunda da durum maalesef bu. Önüne gelen konuşuyor. Uzman değil, konuyu bilmiyor ama sırf kitleleri etkilemek, tabiri caizse takipçi kasmak adına kulaktan dolma bilgileri kaygısızca, umarsızca kontrolsüz bir şekilde saçıyor her tarafa. Hele bir de takipçi sayısı fazla ise sosyal medyada çık işin içinden çıkabilirsen. Tavuklar konusunda hormon kullanıldığı, antibiyotik kalıntısı bulunduğu, tavukların doğal olmadığı, GDO nedeniyle sağlığa zarar verdiği, hızlı büyümenin şüpheli olduğu gibi pek çok iddia yıllardır toplumun gündeminde yer almaktadır.

Bugün tavukçuluk sektörü dünyanın en gelişmiş hayvansal üretim alanlarından biridir. Üretimin her aşaması bilimsel yöntemlerle planlanmakta, yasal mevzuatlarla düzenlenmekte ve sıkı denetim mekanizmalarıyla takip edilmektedir. Türkiye de bu konuda dünyanın önde gelen üretici ülkeleri arasında yer almaktadır.

Öncelikle sıkça sorulan bir soruyla başlayalım: Broyler piliçler gerçekten tavuk değil midir?

Elbette tavuktur. Broyler olarak adlandırılan etçi piliçler, farklı tavuk hatlarının doğal melezleme ve seleksiyon yöntemleriyle geliştirilmiş formlarıdır. Bu melezleme bizim ilkokul sıralarında öğrendiğimiz basit Mendel yasaları diye anlatılan bilimsel bir konu. Bu Mendel yasalarını Mendel koymamış. Zaten doğada kendiliğinden olan bir şey. Burada Mendel bu yasayı tabiatta keşfettiği için Mendel yasaları olarak anılıyor. Mendel var olan bir hakikati sadece ortaya çıkarmış, o kadar. Tabiatta kendiliğinden olan bu hadise insan kontrolü ile olunca ortaya daha verimli ve insan ihtiyaçlarına uygun bir yapı oluşuyor.

Meşhur bir söz vardır: "Rüzgâr esince akıllılar yel değirmeni yapar, aptallar duvar örer" diye. Yel değirmeni evet insan ürünü ama var olan bir durumu daha faydalı bir hale getirmek işidir. Tabii bunun örneklerini çoğaltmak mümkün. Genetik bilimde böyledir. Genetik deyince insanların kafasında hemen olumsuz şeyler canlanmakta. Hâlbuki genetik bilimi sayesinde bugün insanlık daha rahat ve konforlu bir yaşam sürmekte, daha gıdaya ulaşmakta ve sağlıklı beslenmede genetik biliminin sağladığı avantajlardan yararlanmaktadır.

Burada genetik mühendisliği veya laboratuvar ortamında oluşturulmuş yapay canlılar söz konusu değildir. İnsanlık binlerce yıldır bitki ve hayvanlarda verimli bireyleri seçerek üretim yapmaktadır. Bugün kullandığımız buğday çeşitleri, meyveler, sebzeler ve hayvan ırkları da aynı yöntemlerin sonucudur.

Piliçlerin kısa sürede büyümesi de çoğu zaman yanlış yorumlanmaktadır. İnsanlar köyde yetişen bir tavuğun aylarca büyümesini, modern işletmelerde yetişen piliçlerin ise birkaç hafta içinde kesim ağırlığına ulaşmasını şüpheli bulabilmektedir. Oysa bu durumun temel nedeni uzun yıllardır sürdürülen genetik ıslah çalışmalarıdır. Bilim insanları daha hızlı büyüyen, yemden daha iyi yararlanan ve daha fazla et verimi sağlayan hatları seçerek bugünkü verim düzeylerine ulaşmıştır.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Hızlı büyüme hormonlardan değil, genetik potansiyel ile uygun bakım ve besleme şartlarından kaynaklanmaktadır.

Toplumda en yaygın yanlışlardan biri de hormon meselesidir. Oysa piliç üretiminde hormon kullanımı hem Türkiye'de hem Avrupa Birliği ülkelerinde hem de dünyanın büyük bölümünde yasaktır. Üstelik ekonomik açıdan da uygulanabilir değildir. Milyonlarca hayvanın bulunduğu üretim sistemlerinde hormon uygulamasının maliyeti son derece yüksektir. Bu kadar yüksek maliyete üretici niye girsin ki? Yani hormon kullandığını varsayalım. Daha mı pahalı satacak? Hayır. Hayvan çok çok kilo mu alacak? Hayır. Bugün sosyal medyada adam sırf takipçi çoğaltmak adına bir tane tavuğu alıyor, enjektörle tavuğu şişiriyor... "İşte bize böyle suni olarak şişirilmiş tavuklar yediriyorlar" falan diye zırvalıyor. Düşünün on binlerce, yüz binlerce piliçe tek tek bunu nasıl yapacaklar. Bunun hiçbir mantıklı açıklaması yok. Ayrıca kullanılan birçok hormon ağız yoluyla etkisini kaybetmektedir. Bu nedenle sektörde hormon kullanıldığı yönündeki iddiaların bilimsel ve teknik bir dayanağı bulunmamaktadır.

Benzer şekilde antibiyotik konusunda da önemli yanlış anlamalar vardır. Geçmişte bazı antibiyotikler büyütme faktörü olarak kullanılmış olsa da Avrupa Birliği ve Türkiye'de bu uygulama yıllar önce sona erdirilmiştir. Günümüzde antibiyotikler yalnızca hastalık durumlarında veteriner hekim kontrolünde kullanılabilmektedir. Üstelik tedavi sonrasında belirli bir bekleme süresi uygulanmadan hayvanların kesime gönderilmesi mümkün değildir. Resmî denetimler de bu konuda düzenli olarak yapılmaktadır. Düşünün siz bir tavuk üreticisisiniz, tavuklara hastalık vs. dolayı antibiyotik kullandınız. Ve bu süreye de dikkat etmeden piyasaya sürdünüz. Bunun denetimden geçeceğini bile bile ya da herhangi bir market vs. de bakanlık tarafından numune alınıp inceleneceğini bile bile bu riske girer misiniz? Bu hiç ekonomik ve mantıklı bir şey değil. Tavuk üreticileri antibiyotik kullanmıyor. Kullansa bile yasal olarak (bu aynı zamanda biyolojik süredir) aklı başında tüm tavuk firmaları bu süreye dikkat ediyor, o süre dolduktan sonra piyasaya arz ediliyor.

Piliç etiyle ilgili bir başka tartışma konusu ise lezzettir. "Eskiden tavuklar daha lezzetliydi" ifadesi sıkça duyulur. Ancak lezzet büyük ölçüde kişisel algıyla ilgilidir. Geçmişte tavuk eti nadir tüketilen bir ürünken bugün toplumun hemen her kesiminin ulaşabildiği bir protein kaynağı hâline gelmiştir. Nadir bulunan ürünlerin hafızada bıraktığı iz ile bugün sık tüketilen ürünlerin algılanışı doğal olarak farklıdır.

Ayrıca günümüz piliçleri genç yaşta kesildiği için etleri daha yumuşak ve daha kısa sürede pişmektedir. Bu durum bir kusur değil, genç hayvan etinin doğal sonucudur. Nasıl ki insanlar kuzu etini yaşlı koyun etine tercih ediyorsa, piliç etinin de kısa sürede pişmesi son derece normaldir.

Son yıllarda sıkça gündeme getirilen bir diğer konu ise GDO'lu yemlerdir. Türkiye'de olduğu gibi dünyanın pek çok ülkesinde kanatlı yemlerinde kullanılan soyanın önemli bir bölümü genetiği değiştirilmiş çeşitlerden oluşmaktadır. Ancak burada gözden kaçırılan önemli bir gerçek vardır: Hayvanın tükettiği yem ile insanın tükettiği et aynı şey değildir. Köyde tavuklar börtü böcek yiyor. Hatta insan ve hayvan dışkılarını tüketiyor. Burada durum çok daha net anlaşılması gerekiyor, kanatlıyım.

Bilimsel araştırmalar, yemlerde bulunan genetik materyalin sindirim sistemi içerisinde parçalandığını ve et dokusuna aktarılmadığını ortaya koymuştur. Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi başta olmak üzere birçok uluslararası kuruluş tarafından yapılan değerlendirmeler de bu sonucu doğrulamaktadır. Bugüne kadar yapılan çalışmalar GDO'lu yemlerle beslenen hayvanların etlerinde veya yumurtalarında insan sağlığı açısından risk oluşturacak genetik materyal bulunmadığını göstermektedir.

Burada asıl üzerinde durulması gereken konu, toplumun doğru bilgiye ulaşabilmesidir. Tarım ve gıda gibi doğrudan insan sağlığını ilgilendiren alanlarda açıklama yapacak kişilerin bilimsel verilerle konuşması büyük önem taşımaktadır. Bu durum kırmızı ete az ulaşabilen insanların dengeli beslenme imkânlarının da zarar görmesine yol açabilmektedir.

Bugün piliç eti, yüksek kaliteli protein içeriği, uygun fiyatı ve yaygın erişilebilirliği sayesinde milyonlarca insanın beslenmesinde önemli bir yere sahiptir. Özellikle dar gelirli aileler için kırmızı ete kıyasla daha ulaşılabilir bir hayvansal protein kaynağıdır. Bu nedenle konuya dedikodu ve kulaktan dolma bilgiler ve popülist yaklaşımlarla değil, bilimsel gerçeklerle yaklaşmak zorundayız.

Sonuç olarak, piliç eti üretimi hakkında yıllardır dolaşan birçok iddia bilimsel dayanaktan yoksundur. Hormon kullanıldığı, antibiyotik kalıntısı bulunduğu, tavukların doğal olmadığı veya GDO nedeniyle etin sağlıksız olduğu yönündeki söylemler mevcut bilimsel veriler tarafından desteklenmemektedir. Elbette her üretim sisteminde olduğu gibi denetimlerin sürdürülmesi, şeffaflığın artırılması ve tüketicinin doğru bilgilendirilmesi önemlidir. Ancak bilgi kirliliği ile mücadele ederken temel referansımız söylentiler değil, bilim olmalıdır.

Çünkü sağlıklı bir toplumun yolu, doğru bilgiye dayalı sağlıklı beslenmeden geçmektedir. Tarımda da gıdada da en güvenilir bilgi, bilimsel bilgidir.

 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.