15 Temmuz'un Türkiye Tarım Ekonomisine ve Gıda Fiyatlarına etkisi

“Bir Darbe Girişiminin Soframıza Kadar Uzanan Maliyeti”

15 Temmuz 2016 gecesi, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir kalkışma yaşandı. Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensuplarının gerçekleştirdiği başarısız darbe girişimi, sadece siyasi istikrarı değil, on yıllar süren emeklerle inşa edilmiş ekonomik kazanımları da hedef almıştı. Bu girişim, Türk halkının kahramanca direnişiyle bertaraf edilse de geride ağır bir ekonomik ve toplumsal fatura bıraktı. Bu fatura, makroekonomik göstergelerden tarım sektörünün yapısal dinamiklerine ve nihai olarak vatandaşın sofrasına kadar uzanan geniş bir yelpazede hissedildi.

"Yüksek gıda fiyatlarını da gelip 15 Temmuz'a bağladınız, bu kadar da olmaz," diyenler çıkabilir. İlk bakışta böyle bir ilişki kurmak gerçekten abartılı görünebilir. Sonuçta bir darbe girişimiyle marketteki domatesin, ekmeğin ya da etin fiyatı arasında nasıl bir bağ olabilir?

Aslında ekonomi tam da böyle işler. Hiçbir ekonomik gelişme tek başına ortaya çıkmaz; her olay, kendisinden sonra gelen birçok sonucu tetikler. Siyasi istikrar yatırım iklimini, yatırım üretimi, üretim maliyetleri, maliyetler ise enflasyonu ve nihayetinde vatandaşın mutfağını doğrudan etkiler. Bu nedenle bugün soframızdaki gıda fiyatlarını değerlendirirken yalnızca tarlaya bakmak yetmez; ekonominin geçtiği uzun yolculuğa da bakmak gerekir.

Darbe girişiminin doğrudan ve dolaylı toplam maliyetinin uzun vadede yüzlerce milyar dolara ulaştığı tahmin edilmektedir. Hükümet yetkilileri ve ekonomistler, ilk hesaplamalarda doğrudan maliyetin yaklaşık 100 milyar dolar civarında olduğunu belirtirken, dolaylı etkilerle birlikte bu rakamın 300-500 milyar dolar bandına kadar çıktığı yönünde değerlendirmeler yapılmıştır. Bu maliyetler, sadece o geceki fiziki hasarları (uçaklar, helikopterler, binalar) değil; güven kaybı, sermaye çıkışı, beyin göçü ve uzun vadeli üretim kapasitesi düşüşünü de kapsamaktadır.

Elbette bugün yaşadığımız yüksek gıda fiyatlarının tek sebebi 15 Temmuz değildir. Küresel salgın, Rusya-Ukrayna Savaşı, enerji fiyatlarındaki artış, iklim krizi, kuraklık, döviz kurlarındaki yükseliş ve enflasyon gibi birçok etken bu tabloda rol oynamaktadır. Ancak 15 Temmuz darbe girişimi de bu zincirin önemli halkalarından biridir. Çünkü darbe girişimi; güven ortamını zedelemiş, döviz kurlarını yükseltmiş, yatırım iklimini olumsuz etkilemiş, finansman maliyetlerini artırmış ve ekonomide uzun yıllar hissedilen yapısal sonuçlar doğurmuştur. Tarım sektörü de bu gelişmelerden bağımsız kalmamıştır.

Peki bu iddia sadece bir yorumdan mı ibaret? Hayır. Gelin, 15 Temmuz sonrasında yaşanan ekonomik gelişmeleri ve bunların tarım ekonomisine ve gıda fiyatlarına nasıl yansıdığını veriler, ekonomik göstergeler ve neden-sonuç ilişkisi çerçevesinde birlikte inceleyelim.

Bugün yaşadığımız yüksek enflasyon ve maliyet artışları sabahtan akşama ortaya çıkmamıştır. Türkiye, 2002 yılından itibaren uyguladığı reformlarla makroekonomik göstergelerini tarihî seviyelere taşımayı başarmıştı. Bu sürecin zirve noktası 2013 yılı Mayıs ayı olmuştur. Gezi Parkı eylemlerinin hemen öncesine denk gelen bu dönemde:

•             Gösterge faizi %4,5 seviyelerine kadar gerilemişti.

•             Yıllık enflasyon %6,13 ile son yılların en düşük seviyesindeydi.

•             Dolar/TL kuru 1,69 seviyesinde stabil bir seyir izliyordu.

•             Türkiye, IMF'ye olan tüm borçlarını kapatarak finansal bağımsızlık yolunda kritik bir eşiği aşmıştı.

Ancak bu altın dönemin ardından başlayan iç ve dış siyasi dalgalanmalar, terör eylemleri ve jeopolitik riskler ekonomiyi yıpratmaya başladı.Burada bir iki cümle ilede olsa gezi olaylarına değinmek isterim. Ülke en güzel dönemlerine girmiş, bunun nimetlerini yiyecekken, bu durumu çekemeyen bazı mahfiller Türkiye'yi kaosa sürüklemek istemişler ve gezi olaylarını başlatmışlardır. Amaç Türkiye'yi istikrarsız bir ülke durumuna düşürmek. Mayıs sonunda başlayıp Haziran ayında derinleşen Gezi Parkı protestoları siyasi ve sosyal belirsizlik algısını artırdı.

Bu gelişmelerle %4,5 seviyesindeki gösterge faizler yıl sonuna doğru hızla %9'un üzerine çıkmış, dolar kuru yükselmiş ve enflasyon %7,40 seviyesine tırmanarak bu dönemi kapatmıştır.

Bu istikrarsızlaştırma çabaları ülke ekonomisini olumsuz etkilemiştir, ülke 2015'te erken seçime gitmek zorunda kalmıştır. Bu Gezi olaylarının etkisi ile hükümet kurulamaması nedeniyle o yıl iki genel seçim yapıldı.

Bu yıpranma sürecinin en büyük ve en yıkıcı darbesi ise 15 Temmuz 2016'da FETÖ terör örgütü tarafından gerçekleştirilen hain darbe girişimi oldu. Darbe girişiminin Türkiye ekonomisine doğrudan ve dolaylı toplam maliyetinin uzun vadede yüzlerce milyar doları bulduğu tahmin edilmektedir. Finansal piyasalarda ilk gece yaşanan şoklar hızla atlatılmış gibi görünse de, asıl yıkıcı etki orta ve uzun vadede yapısal dinamikler üzerinde kendisini gösterdi.

15 Temmuz darbe girişiminin ekonomi üzerindeki en az konuşulan ama uzun vadede en ağır hasarı veren yönü beşerî sermayede yaşanan "beyin ölümü" ve nitelikli işgücü göçüdür. FETÖ, sinsi yapılanmasıyla yaklaşık 25-30 yıl boyunca ülkenin en zeki, en nitelikli ve iyi eğitim almış gençlerini kendi ağına çekmiştir. Bu süreç iki büyük beşerî felaketle sonuçlanmıştır:

•             Düşünsel Dumur: Bu terör örgütü, ağına düşürdüğü parlak zihinlerin sorgulama yeteneklerini ellerinden alarak adeta düşünen beyinleri dumura uğratmış, onları körü körüne itaat eden birer robota dönüştürmüştür. Ülkenin kalkınmasında lokomotif olması gereken zekâlar heba edilmiştir.

•             Sistem Dışı Kalma ve Beyin Göçü: Darbe girişimi sonrasında bu kişilerin bir kısmı hak ettikleri cezaları alarak hapse girmiş, önemli bir kısmı ise yurt dışına kaçmıştır.

Darbe girişiminin oluşturduğu güvensizlik iklimi ve kurumsal aşınma, makroekonomik dengeleri dört ana kanaldan sarsmıştır:

1. Büyüme ve Kişi Başına Düşen Millî Gelirdeki Kayıplar

•             Kısa Vadeli Şok: Ekonomi, darbe girişiminin hemen ardından 2016 yılının üçüncü çeyreğinde %0,8 oranında daralarak büyüme trendini kesti. Sonrasında hayata geçirilen Kredi Garanti Fonu ve yoğun kamu teşvikleriyle 2017'de geçici bir toparlanma sağlansa da, bu büyüme tüketim ve borçlanma odaklı olduğu için sürdürülebilir olamadı.

•             Refah Kaybı: 2013 yılında 12.500 dolar sınırına kadar dayanarak "Yüksek Gelirli Ülkeler" sınıfına girmeye hazırlanan kişi başına düşen millî gelir, 15 Temmuz sonrası dönemdeki istikrarsızlık, kur şokları ve azalan yabancı yatırımların etkisiyle kademeli olarak 8.000 - 9.000 dolar seviyelerine kadar geriledi. Toplum genelinde ciddi bir refah kaybı yaşandı.

2. Doğrudan Yabancı Sermaye Girişinin Bıçak Gibi Kesilmesi

Güven ortamının zedelenmesi ve ülkenin risk priminin yükselmesi, Türkiye ekonomisini en hassas noktasından vurdu.

•             Yatırım Kaybı: 2015 yılında yıllık bazda 19,3 milyar dolar seviyesinde olan doğrudan yabancı yatırımlar, darbe girişimi ve sonrasındaki OHAL süreciyle birlikte hızla gerileyerek 7-10 milyar dolar bandına sıkıştı.

•             Teknoloji ve Vasıf Transferinin Durması: Gelen sınırlı sermaye de çoğunlukla gayrimenkul alımı gibi üretken olmayan alanlara yöneldi.

3. Döviz Kuru Sıçramaları ve Enflasyon Sarmalı

•             Kur Şoku: Darbe girişimi gecesi 2,87 TL olan dolar kuru, ertesi günlerde hızla 3,00 sınırını aşarak  bir yükseliş trendine girdi. Risk primlerinin fırlaması, yabancı portföy çıkışları (sıcak para kaçışı) ve merkez bankası rezervlerinin erimesiyle Türk Lirası sistematik olarak değer kaybetti.

•             İthal Enflasyon: Türkiye ekonomisinin bir bölümü  üretim yapısı yüksek oranda ithal ara mala dayalıdır. Kurda yaşanan her yükseliş, sanayiden tarıma kadar tüm üretim süreçlerinde maliyetleri doğrudan artırarak enflasyonist baskı oluşturdu. 2013'ün %6'lık enflasyon hayali, yerini çift haneli, enflasyonu gerçekliğine bıraktı.

4. İşgücü ve İstihdam Piyasasının Bozulması

Nitelikli kadroların kamudan ve özel sektörden tasfiyesi, yerine ikame edilen kadroların deneyimsizliği ve iş dünyasındaki belirsizlikler yatırımları erteletti. İnşaat, turizm ve hizmetler gibi istihdam deposu olan sektörler büyük zarar gördü. İşsizlik oranları  çift hanelerde seyretmeye başladı.

Makroekonomik Kırılganlığın Tarım Ekonomisine ve Gıda Fiyatlarına Doğrudan Yansıması

15 Temmuz sonrası bozulan bu makroekonomik dengeler, tarım sektörünü ve dolayısıyla gıda fiyatlarını çok daha sert bir şekilde vurmuştur. Tarım sektörü doğası gereği dışsal şoklara, finansman maliyetlerine ve döviz kuruna karşı en hassas sektörlerden biridir.

 

Türkiye tarım sektörü, üretim için gerekli olan girdilerin bir kısmında dışa bağımlıdır.

•             Gübre ve Kimyasallar: Tarımda kullanılan kimyasal gübrenin hammaddesi ve bitki koruma ürünlerinin (zirai ilaç) neredeyse tamamı döviz cinsinden ithal edilmektedir. 15 Temmuz sonrası döviz kurundaki her sıçrama, çiftçinin gübre ve ilaç maliyetini katlayarak artırmıştır.

•             Mazot ve Enerji: Traktörün deposuna konan mazot ve sulama kooperatiflerinin kullandığı elektrik, doğrudan dövize ve küresel enerji fiyatlarına bağlıdır. Kur artışları akaryakıt fiyatlarını uçururken, çiftçinin en büyük gider kalemi haline gelmiştir.

 

Tarım ürünlerinin üretildiği yerler (çoğunlukla Akdeniz, Ege ve Anadolu) ile tüketildiği büyük metropoller (İstanbul, Ankara, İzmir) arasında ciddi bir mesafe vardır.

•             Tarladan toplanan domatesin kamyonla İstanbul'a taşınmasının maliyeti; mazot fiyatları, otoban ve köprü geçiş ücretleri, amortisman ve şoför işçilik maliyetlerinin artması nedeniyle maliyetlerde artmıştır. 15 Temmuz sonrası tetiklenen akaryakıt zamları, nakliye maliyetlerini gıda fiyatlarının ana belirleyicisi haline getirmiştir.

•             Soğuk zincir depolarının elektrik maliyetleri, ambalaj sanayisindeki (karton kutu, plastik kasa) kur bazlı fiyat artışları, tarladaki ürünün fiyatını rafa gelene kadar 3-4 katına çıkarmaktadır. Üretim miktarı ne kadar çok olursa olsun, bu lojistik ve operasyonel maliyetler düşürülmeden rafa ucuz gıda koymak imkânsızlaşmıştır.

 

Makroekonomik istikrarsızlık nedeniyle yükselen faiz oranları, çiftçinin finansmana erişimini zorlaştırmıştır. Tarım, paranın ekimden hasada kadar uzun süre toprakta kaldığı bir sektördür. Çiftçiler tohum, gübre ve mazot alabilmek için banka kredilerine veya bayilerin vadeli satışlarına ihtiyaç duyabilir. Yüksek faiz oranları, üreticinin finansman maliyetini artırmış; bu maliyet doğrudan ürünün çıkış fiyatına yansıtılmıştır.

Türkiye tarımı, çiftçisinin özverisi ve ülkenin verimli toprakları sayesinde dünya çapında bir üretim gücü olmaya devam etmektedir. Ancak makroekonomideki yapısal bozulmalar düzeltilmeden sadece üretimi artırmak gıda fiyatlarını düşürmeye yetmemektedir.

15 Temmuz darbe girişiminin etkileri yalnızca o gece yaşanan olaylarla sınırlı değildir. Güven ortamının zedelenmesi, sermaye hareketlerinin yavaşlaması, nitelikli insan kaynağındaki kayıplar, döviz kurlarındaki yükseliş ve enflasyonist baskılar, uzun yıllar boyunca Türkiye ekonomisini etkilemiş; bu etkiler tarım sektörüne ve nihayetinde tüketicinin sofrasına kadar uzanmıştır. Bugün gıda fiyatlarını değerlendirirken yalnızca üretim miktarına odaklanmak yerine, üretim maliyetlerini oluşturan makroekonomik şartları, siyasi istikrarın ekonomik önemini ve güven ortamının yatırım üzerindeki belirleyici rolünü birlikte değerlendirmek gerekir. Tarımın sürdürülebilirliği, yalnızca bereketli topraklara değil; aynı zamanda güçlü bir ekonomi, istikrarlı bir yönetim, nitelikli insan kaynağı ve güven veren bir yatırım ortamına bağlıdır.

 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.