“TMO’nun 2026 Buğday ve Arpa Fiyatları: Üreticinin Eline Ne Geçiyor?”
Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO), 2026 yılı hububat alım fiyatlarını açıkladı. Buna göre ton başına makarnalık buğday ve ekmeklik buğday için 16.500 TL, arpa için ise 12.750 TL alım fiyatı belirlendi.
Ayrıca bu fiyata destekleri de eklemek gerekiyor. En asgarisinden hesapla üreticilere temel destek, planlı üretim desteği ve sertifikalı tohum kullanım desteği kapsamında dekar başına toplam 980 TL ödeme yapılacak.
Bakanlık tarafından açıklanan bu rakamların yanı sıra üreticilere, ortalama verim dikkate alınarak ton başına toplam 3.014 TL destek ödemesi yapılacak. Böylece üreticinin eline geçecek toplam bedel:
Buğday (ekmeklik ve makarnalık): 19.514 TL/ton,
Arpa: 15.764 TL/ton olacak.
2026 yılı buğday desteği, dekar başına verilen 980 TL toplam ödemenin, Türkiye ortalama buğday verimi olan 325 kg/dekar oranına bölünmesiyle ton başına 3.014 TL olarak belirlenmiştir. Bu 3.014 TL desteğinin nasıl bulunduğunu izah edeyim.
Şu an için uygulanan Dekar Başına Alınan Destek Kalemleri:
1- Temel Destek: 403 TL (310 TL taban katsayı × 1,3 buğday katsayısı).
2- Planlı Üretim Desteği: 403 TL (Temel destek kadar ilave ödeme).
3- Sertifikalı Tohum Desteği: 174 TL (Üretimi geliştirme desteği).
Toplam Dekar Desteği: 980 TL (Tüm şartlar sağlandığında)
Tarım Bakanlığı alan bazlı desteklemelerde bulunuyor malum olduğu üzere. Ürün bazlı destekleme ya da prim sistemi yok. Neden yok? Çünkü ürün bazlı desteklemeler Dünya Ticaret Örgütü’nce yasak. Biz de Dünya Ticaret Örgütü’ne üyeyiz, o yüzden ürün bazlı değil alan bazlı desteklemeler yapılıyor. Geçmişte ürün bazlı desteklemeler oldu. Nasıl oldu, kılıfına mı uydurdular, yoksa Dünya Ticaret Örgütü’nün cezasına mı razı olundu bilmiyorum.
Bakanlık, alan bazlı (dekar) desteği ürün ağırlığına (ton) çevirirken şu matematiksel yöntemi uygulamıştır:
* Türkiye geneli ortalama verim 325 kg/dekar kabul edilir.
* Dekar başına toplam destek verim miktarına bölünür.
* Çıkan rakam 1 tonu (1000 kg) bulmak için çarpılır.
* İşlem: (980 TL ÷ 325 kg) × 1000 = 3.014 TL.
Çiftçinin eline geçecek toplam tutar:
* TMO Alım Fiyatı: 16.500 TL/ton.
* Toplam Destekleme: 3.014 TL/ton.
* Toplam Kazanç: 19.514 TL/ton.
Türkiye’de serbest piyasa ekonomisi uygulanmaktadır. Alım satım Ticaret Bakanlığı kontrolünde serbesttir. İsteyen buğdayını istediği yere, istediği fiyata satabilir. Hatta bugün ELÜS sistemi ile Edirne’deki buğdayı Hakkari’deki biri (fabrika olsun şahıs olsun fark etmez) alabilir. Burada TMO’nun fiyatları piyasayı regüle etme adına yapılan bir çalışmadır. Piyasada üretim fazlalığından dolayı bu sene fiyatlar düşebilir. Burada devlet diyor ki: üretim fazla olursa ve fiyatlar düşerse ben bu fiyattan alım yapacağım. Yoksa üretici istediği yere satsın, illa ben alacağım demiyor.
Devlet mutlaka kendinde depolarında buğday bulundurmak zorundadır. Devlet alıcı değildir. Esas olarak satın alan un fabrikaları, makarna fabrikaları, bulgur fabrikaları, bisküvi fabrikaları ve bunlara ham madde temin eden zahirecilerdir. Satıcı çiftçi, alıcı bunlardır. Nitekim geçtiğimiz yıllarda devletin açıkladığı rakamlar düşük kalmış, çiftçi buğdayını TMO’ya değil tüccara satmıştı. Devlet de tıpkı tüccar gibi gelip ticaret borsalarına yerini almış, normal bir tüccar gibi, rayiç fiyattan hububat almıştı. Buğday stratejik ürün olduğu ve piyasa dalgalanmalarına karşı devletin elinde bir miktar hububat bulunması zorunluluğundan dolayı TMO hububat almak zorundadır.
Tarım sektöründe fiyat açıklamaları her zaman sadece rakamlardan ibaret değildir. Açıklanan her fiyat, üreticinin geleceğe dair planlarını, ekim kararlarını, yatırım iştahını ve hatta kırsalda kalıp kalmayacağını etkileyen stratejik bir göstergedir. Bu nedenle TMO’nun açıkladığı fiyatları değerlendirirken yalnızca bugünün rakamlarına değil, tarımın geleceği açısından ortaya çıkaracağı sonuçlara da bakmak gerekir.
Türkiye, buğday ve arpa üretiminde dünyanın önemli ülkeleri arasında yer almaktadır. Buğday, yalnızca ekonomik değeri olan bir tarım ürünü değildir; aynı zamanda gıda güvenliğinin temel taşıdır. Bir ülkenin ekmeklik buğday üretimindeki yeterliliği, o ülkenin bağımsızlığıyla doğrudan ilişkilidir. Tarih boyunca savaşların, krizlerin ve küresel dalgalanmaların ilk etkilediği alanlardan biri gıda arzı olmuştur. Bu nedenle hububat üreticisinin korunması, aslında tüketicinin de korunması anlamına gelir.
Son yıllarda tarımsal üretimde karşılaşılan en önemli sorunlardan biri maliyet artışlarıdır. Gübre, mazot, tohum, ilaç, işçilik ve sulama giderleri üreticinin üretim maliyetlerini ciddi şekilde yükseltmiştir. Özellikle son birkaç yılda yaşanan küresel ekonomik gelişmeler ve iklim kaynaklı riskler, çiftçinin üzerindeki baskıyı artırmıştır. Böyle bir ortamda açıklanan fiyatların üreticiyi üretimde tutacak seviyede olması büyük önem taşımaktadır.
TMO’nun açıkladığı fiyatlara destek ödemelerinin de eklenmesiyle ortaya çıkan rakamlar, ilk bakışta üretici açısından olumlu görünmemektedir. Fakat salt anlamda üretici verilen fiyat üzerinden durumu değerlendirmektedir. İlave desteklerle bunun yükseleceğini hesaba katmamaktadır.
Buna rağmen fiyatlar bir miktar daha yüksek olsaydı 18-20 TL olarak açıklansaydı üreticiyi tatmin edebilirdi. Ayrıca memur ve işçi zamları yapılırken enflasyon rakamı dikkate alınarak yapılır, malum olduğu üzere. Burada da fiyatlar belirlenirken enflasyon dikkate alınsaydı daha iyi olurdu. Burda evet enflasyona göre hareket edilmiş,bir farklı mevcut enflasyon değil hedeflenen enflasyona göre fiyatlar belirlenmiş.Nitekim kamuoyundan gelen yüksek tepkileri cumhurbaşkanımız dikkate almış: Çiftçilerimizin yükünü hafifletmek amacıyla önemli bir karar aldık.
Bu yıl için açıkladığımız Temel Destek ve Planlama Desteği tutarımızı İran kriziyle birlikte girdi maliyetlerinde oluşan aşırı artışları göz önüne alarak güncelliyoruz, destek tutarlarını buna göre artırıyoruz. Demiş.Buradan ilerleyen zamanda bir ilave destek çıkacaktır.
Ödemelerde daha erken olabilseydi üretici açısından olumlu olurdu. Gerçi TMO genel müdürü sonradan yaptığı açıklamada bunun 3 haftalara kadar ineceğini söyle.
Bir de desteklemeler ya ürünü satınca ya da öncesinde verilebilirse işte o zaman üretici eline geçecek parayı daha net görecek, tepkisi ona göre olacaktır. Ancak burada asıl önemli olan husus, fiyatların maliyetlerle ve piyasa şartlarıyla olan ilişkisidir. Tarımsal üretimin sürdürülebilirliği için çiftçinin yalnızca maliyetini karşılaması yeterli değildir. Çiftçinin makul bir gelir elde etmesi, yatırım yapabilmesi ve gelecek yıl da üretime devam edebilmesi gerekir. Aksi takdirde üretim alanlarında daralma yaşanması kaçınılmaz hale gelir.
Türkiye’nin önünde duran en büyük risklerden biri tarım nüfusunun yaşlanmasıdır. Köylerde genç nüfus her geçen yıl azalmakta, üretim daha çok orta yaş ve üzerindeki çiftçilerin omuzlarında sürdürülmektedir. Eğer açıklanan fiyatlar çiftçiye umut vermezse, gençlerin tarıma yönelmesini beklemek gerçekçi olmayacaktır. Tarım sadece bugün için değil, gelecek nesiller için de cazip bir sektör haline getirilmelidir.
Bugün dünyada tarım yalnızca üretim meselesi değildir; aynı zamanda stratejik bir güvenlik meselesidir. Pandemi süreci, Rusya-Ukrayna savaşı ve küresel iklim krizleri, ülkelerin gıda konusunda ne kadar kırılgan olabileceğini açık şekilde göstermiştir. Bu nedenle Türkiye’nin hububat üretimini artırması ve üreticisini güçlü tutması bir tercih değil, zorunluluktur.
Tarım sektörünün geleceği açısından asıl başarı, her yıl fiyat açıklamak değil; üreticinin gelirini öngörebildiği, plan yapabildiği ve üretimde kalmayı tercih ettiği bir sistem kurabilmektir. Çiftçi önünü görebildiği ölçüde yatırım yapar, yatırım yaptığı ölçüde üretim artar ve üretim arttığı ölçüde ülkenin gıda güvenliği güçlenir.
2026 hasat sezonunun tüm üreticilerimiz için bereketli olmasını diliyor; toprağı işleyen, tohumu toprakla buluşturan ve sofralarımıza ekmek gelmesini sağlayan bütün çiftçilerimize şükranlarımı sunuyorum. Çünkü güçlü tarım, güçlü Türkiye demektir; güçlü Türkiye ise ancak üreticisinin emeğine değer veren politikalarla mümkün olacaktır.

