Erzurum’da bir karar alındı, dalga dalga tüm ülkeye yayıldı. Sosyal medyada aynı nakarat başladı: “Vicdansızlık!” Hayvanları sokakta kaderine terk etmekte mi, yoksa onları sokaktan kurtarmaya çalışmak mı vicdansızlık?
Erzurum Valisi Aydın Baruş’un başkanlığında toplanan İl Hayvanları Koruma Kurulu, sahipsiz hayvanların sokaklarda beslenmesine ilişkin bir düzenleme yaptı. Kararın ardından Herkes merhametli de Vali Baruş mu merhametsiz?
Yıllardır yaşanan acılar sonrasında bile olaya yanlış yerden bakılıyor. Bir kap mama vermekle kendimizi hayvan sever sanıyoruz. Sonrası kimin umurunda? O hayvan gece nerede yatacak? Kış bastırdığında nasıl yaşayacak? Hastalandığında kim tedavi edecek? Bir aracın önüne çıktığında ne olacak? Ya da daha kötüsü... Bir insanın eline düştüğünde? İşte konuşulmayan mesele tam da burası.
Çünkü sokaktaki hayvanların bütün tehlikesi doğadan gelmiyor. Bazı tehlikelerin kaynağı doğrudan insan. Hayvanları dövüştürenler insan. Onları şiddete alıştıranlar insan.Para, bahis veya eğlence uğruna birbirine parçalattıranlar insan. Metruk binalarda hayvanları ölümüne dövüştürenler insan. Boyunlarına tel bağlayıp acı içinde koşturanlar insan…
Peki bunları yapanlarla mücadele etmek yerine, sokakta mama bırakanı ‘İyi insan’, hayvanı korumak için düzenleme yapanı ‘Kötü insan’ ilan etmek nasıl bir mantıktır? Hayvan sevgisi, hayvanın çektiği acıyı seyretmemektir. Sokak romantizmiyle hayvan hakları aynı şey değildir. Sokak, hayvanlar için her zaman özgürlük demek değildir. Bazen açlık, bazen hastalık, bazen trafik, bazen şiddet. Bazen de insan eliyle hazırlanmış bir ölüm tuzağı.
Erzurum’da 2025 yılında 11 yaşındaki bir çocuğun sahipsiz köpeklerin saldırısı sonucu ağır yaralanması kimin umurunda? Ya bir çocuğun okul yolunda köpek saldırısından korkması, ya bir annenin çocuğu eve dönene kadar endişelenmesi? İnsan hayatını savunmak, hayvan düşmanlığı değildir. Çocuğunu korumak isteyen anneye hayvan düşmanı muamelesi yapmak ise vicdan değildir.
Dünya Sağlık Örgütü, kuduz vakalarının büyük bölümünde köpeklerin kaynak olduğunu belirtiyor. Demek ki mesele yalnızca “Mama verelim mi?” meselesi değil. Mesele bir kamu düzeni ve halk sağlığı meselesidir. Asıl mesele, onları insanın kötülüğünden kurtaracak bir sistem kurmaktır.
Bugün sosyal medyada Vali Baruş’a ‘Vicdansız’ diyenlere sormak gerekiyor. Bir hayvanı sokakta bırakmak mı daha merhametli, yoksa onu güvenli bir ortamda yaşatmaya çalışmak mı? Bir çocuğun köpek saldırısına uğramasını beklemek mi hayvan severlik, yoksa hem çocuğu hem hayvanı koruyacak tedbirleri almak mı? Hayvanın birbirini parçalamaya zorlandığı bir düzeni seyretmek mi merhamet, yoksa bu düzeni ortadan kaldırmaya çalışmak mı?
Artık meseleyi sloganlarla konuşmayı, bilip bilmeden kimseyi düşman ilan etmekten vazgeçip, mama paketlerinin arkasına saklanıp gerçek sorunları görmezden gelmeyelim. Hayvan sevgisini de istismarcılara teslim etmeyelim. Çünkü hayvanların en büyük düşmanı her zaman sokak değildir, insanın ta kendisidir.
Ve hayvanları gerçekten seviyorsak, onları yalnızca açlıktan değil, şiddetten, istismardan, hastalıktan, trafikten ve kötü niyetli insanlardan da korumalıyız. Erzurum’un kararı bütün Türkiye’ye bir soru soruyor: Hayvanları gerçekten korumak mı istiyoruz, yoksa yalnızca hayvan sever görünmek mi?
İşte gerçek vicdan sınavı budur.


