Türkiye’de otomobil sahibi olmak ulaşım meselesi olmaktan çıktı. Bir refah göstergesine, hatta lüks tüketim unsuruna dönüştürüldü. Oysa otomobil bir tercih değil, hayatın gereğidir. Ancak devletin otomobile bakışı para.
İlk otomobilin üretildiği tarih 1769. Dünyanın birçok ülkesinde otomobil hayatın sıradan bir parçası. Ama bizde giderek zorlaşan bir maliyet. Araç satın alırken önce Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) ödeniyor. Ardından ÖTV eklenmiş tutar üzerinden Katma Değer Vergisi (KDV) hesaplanıyor. Kullanım sürecinde Motorlu Taşıtlar Vergisi (MTV), yakıt alırken yeniden ÖTV ve KDV karşımıza çıkıyor. Satış aşamasında ise noter ve çeşitli işlem maliyetleri devreye giriyor.
Kısacası otomobil, yalnızca sahibine hizmet eden bir ulaşım aracı değil, sürekli gelir sağlayan bir vergi kaynağı. Artık yalnızca motor hacmi, satış bedeli, yakıt türü veya motorunun gücü değil, aracın çekiş sistemi de vergiye tabi olacak. Önden çekişli mi, arkadan itişli mi? Vergi sistemi artık kaputla yetinmeyecek, aracın altına girip diferansiyeline kadar inceleyecek. Nasıl bir açık verildiyse, kapanmıyor.
Bu anlayış devamında panoramik cam tavan, deri direksiyon veya metalik boya gibi özelliklerin de ödeme gücü göstergesi olarak değerlendirilirse kimse şaşırmasın. Vergisiz nefes alamayan ülkemize KDV oranlarındaki artışlar, kredi maliyetlerindeki yükselişler, harç düzenlemeleri ve araç sahiplerini doğrudan etkileyen vergi değişikliklerine bir de akaryakıttaki vergi yükü eklenince Almanya bile çatır çatır çatlar.
TÜİK verilerine göre Erzurum’da trafiğe kayıtlı 157 bin 439 motorlu taşıt bulunuyor. Bu rakam, araçların kent yaşamındaki önemini ortaya koyuyor. Ancak bu rakam Ankara’dan bakınca sadece para olarak görünüyor. İstanbul’un asfaltıyla Erzurum’un kış şartlarını, coğrafyasını aynı değerlendirme içine alan hükümet, rakama ve paraya bakıyor.
Akaryakıta gelen her vergi artışı yalnızca pompayı etkilemiyor. Kamyonu vuruyor, otobüsü vuruyor, çiftçiyi vuruyor, esnafı vuruyor, market raflarını etkiliyor. Çünkü vergi depoda başlamıyor, sofrada tamamlanıyor. Bugün direksiyon başındaki herkes aynı soruyu soruyor. "Otomobil gerçekten bir ulaşım aracı mı, yoksa dört tekerlekli bir vergi kaynağı mı?.
Vergi almak devletin temel görevi. Ancak, halka sürekli tasarruf önerilirken, yöneticilerin konvoylarının sürekli uzaması, hakka ve adalete sığar mı? Bir ülkenin vergi politikası, vatandaşın devlete duyduğu güveni şekillendirir. Eğer insanlar her yeni düzenlemede yeni bir yükle karşılaşacakları endişesini taşıyorsa, mesele artık yalnızca ekonomi değildir.

