Aşı, Küpe Ve Kimliklendirme Artık Bedava
“Hayvancılığa 24 Yılda 654 Milyar Liralık Destek”
Bu ülkede tarım ve hayvancılık konuşulduğunda çoğu zaman gündeme gelen şey, üreticinin sırtındaki yüktür. Aşı parası, küpe parası, veteriner masrafı… Küçük gibi görünen ama biriktiğinde büyük bir maliyete dönüşen kalemler. İşte tam da bu noktada Tarım ve Orman Bakanlığının devreye soktuğu “Hayvan ve Sürü Sağlığı Desteği” üzerinde durmaya değer.
Tarım ve Orman Bakanlığı, hayvancılıkla uğraşan üreticilerin maliyetlerini azaltmaya yönelik yeni bir uygulamayı hayata geçiriyor.
“Hayvan ve Sürü Sağlığı Desteği” kapsamında artık yetiştiricilerden hayvanların aşılanması ve kimliklendirilmesi, yani küpelenmesi için herhangi bir ücret alınmayacak.
Yeni destek paketinin öne çıkan detayları şöyle:
* Mali yük kaldırıldı: Hayvanların aşılanması ve kimliklendirilmesi işlemleri için üreticilerden herhangi bir hizmet bedeli talep edilmiyor.
* 6 milyar TL bütçe: Bu uygulamanın maliyetini karşılamak ve üreticiye doğrudan yansıtmak amacıyla Bakanlık tarafından yaklaşık 6 milyar liralık kaynak ayrıldı.
* Kesinti yapılmayacak: Bu destek kalemi nedeniyle üreticilerin hak kazandığı diğer tarımsal ve hayvancılık desteklerinden (örneğin buzağı desteği veya süt desteği) herhangi bir kesinti uygulanmayacak.
* Ek ücret talebi yok: Resmî görevliler veya yetkilendirilmiş veteriner hekimler, bu işlemler için yetiştiricilerden ilave bir ücret talep etmeyecek.
İlk bakışta bu düzenleme, hayvancılık işletmesinin toplam maliyeti içerisinde küçük bir kalemin devlet tarafından karşılanmasından ibaret görülebilir.
Ancak tarıma ve hayvancılığa yalnızca tek tek destek kalemleri üzerinden bakarsak, büyük resmi göremeyiz.
Çünkü mesele yalnızca aşının veya küpenin bedeli değildir.
Mesele, üreticinin üzerindeki toplam maliyet yükünü azaltmak, hayvan sağlığını korumak, verimliliği yükseltmek, kayıtlı hayvan varlığını güçlendirmek ve hayvancılığın sürdürülebilirliğini sağlamaktır.
Türkiye’nin hayvancılık politikasını da bu bütünlük içerisinde değerlendirmek gerekir.
Meseleye sadece “bir masraf kalemi kaldırıldı” diye bakmak, resmin bütününü kaçırmak olur. Son 24 yılda hayvancılık destekleri toplamda 654 milyar lirayı aşmış durumda. Bu rakam tesadüfen büyümüyor; devlet, ülkenin kırmızı et açığını kapatmak için hayvancılık desteklerini bilinçli biçimde artırıyor. Bugün yıllık bazda yaklaşık 500 bin baş büyükbaş hayvan ithal ediyoruz. Bu tablo, hem döviz kaybı hem de üreticimizin öz kaynaklarına güvenmek yerine dışarıya bağımlı kalması anlamına geliyor.
Burada ithalatı yalnızca bir ticaret işlemi olarak değerlendirmemek gerekir.
Hayvancılıkta ithalat arttığında, aslında ülkenin kendi üretim kapasitesinin ne durumda olduğunu da sorgulamamız gerekir.
Çünkü sürdürülebilir olan, sürekli dışarıdan hayvan getirmek değil; kendi yetiştiricimizin daha fazla, daha sağlıklı ve daha verimli hayvan yetiştirebilmesini sağlamaktır.
İşte hayvancılık desteklerinin temel mantığını burada aramak gerekir.
Üreticinin yem maliyetini azaltmak…
Hayvan sağlığını güvence altına almak…
Damızlık varlığını geliştirmek…
Verimliliği artırmak…
Buzağı kayıplarını azaltmak…
Küçükbaş hayvancılığı güçlendirmek…
Hayvanların kayıt ve izlenebilirliğini sağlamak…
Bütün bunların ortak bir sonucu vardır:
Daha güçlü bir hayvancılık sektörü.
Yeni uygulamada aşı ve kimliklendirme ücretinin üreticiden alınmaması da bu çerçevede değerlendirilmelidir.
Bu yaklaşımın üreticiye doğru anlatılması gerekir.
Çünkü tarım politikalarında yalnızca desteğin verilmesi yetmez.
Desteğin ne olduğunun, neden verildiğinin ve üreticinin bundan nasıl yararlanacağının da iyi anlatılması gerekir.
Tarım politikalarının başarısında iletişim de en az destek kadar önemlidir.
Bir üretici, kendisine verilen desteğin arkasındaki amacı anlamalıdır.
“Devlet bana bugün şu kadar para verdi” demekten daha önemlisi, “Bu destek benim üretimde kalmamı, maliyetimi azaltmamı ve verimimi artırmamı nasıl sağlayacak?” sorusunun cevabını görebilmesidir.
Burada bir başka önemli konu daha var:
Desteklerin üreticinin tamamına ulaşması.
Bir destek mekanizması ne kadar güçlü olursa olsun, eğer üreticilerin önemli bir bölümü bu mekanizmanın dışında kalıyorsa, beklenen sonucu oluşturmak zorlaşır.
Dolayısıyla destekleme politikalarının yalnızca miktarını artırmak değil, erişilebilirliğini ve kapsayıcılığını da artırmak gerekir. Devletin buradaki niyetini objektif bir gözle değerlendirdiğimizde, iyi niyetli ve doğru yönde atılmış bir adımla karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz.Sahada onlarca kez tanık olduğum bir gerçek var; üretici, kendisine sunulan imkânı çoğu zaman ya geç öğreniyor ya da hiç öğrenmiyor. Destek programları duyurulduğu andan itibaren üreticinin ayağına kadar gitmiyorsa, kâğıt üzerinde kalan bir iyi niyetten öteye geçemiyor.
Bu noktada asıl sorumluluk hem Bakanlığa hem de sahadaki muhtarlara, ziraat odalarına, birliklere ve yerel yöneticilere düşüyor. Her kesimin, her ölçekteki üreticinin bu destekten haberdar olmasının ve faydalanmasının bir yolu mutlaka bulunmalı. Büyük işletmeler bu tür haberleri takip etme imkânına sahipken, küçük aile işletmeciliği yapan, günlük mesaisi hayvanının bakımıyla geçen üretici bu bilgiye çoğu zaman ulaşamıyor. Oysa asıl desteklenmesi gereken, ithalata en çok alternatif olabilecek küçük ve orta ölçekli üreticidir.
Küçük işletme ile büyük işletme, farklı bölgelerdeki üreticiler ve farklı üretim modelleri dikkate alınmalı; gerçekten üretim yapan herkesin destek mekanizmalarından yararlanabilmesinin yolları geliştirilmelidir.
Çünkü Türkiye’nin hayvancılık sorunu sadece büyük işletmelerin sorunu değildir.
Anadolu’nun köyünde birkaç hayvanıyla üretim yapan yetiştiricinin de, yüzlerce hayvan yetiştiren işletmenin de bu üretim zincirinde bir yeri vardır.
Birinin üretimden çekilmesi, diğerinin maliyetini de etkileyebilir.
Bu nedenle hayvancılık politikalarını yalnızca “destek verildi-verilmedi” tartışmasına sıkıştırmamak gerekir.
Asıl mesele, üreticiyi üretimde tutacak bir sistem kurabilmektir.
Devletin burada yaptığı harcamayı da sadece bir gider olarak değerlendirmek doğru değildir.
Bugün hayvan sağlığına ayrılan kaynak, yarının et arzına yapılan yatırımdır.
Bugün üreticinin maliyetini azaltan destek, yarının üretim kapasitesini koruyabilir.
Bugün yapılan yatırım, gelecekte ithalata ödenecek dövizin azaltılmasına katkı sağlayabilir.
Dolayısıyla hayvancılık desteklerine yalnızca bütçeden çıkan para olarak değil, gıda arz güvenliğine yapılan yatırım olarak bakmak gerekir.
Ancak bunun için desteklerin doğru tasarlanması kadar, doğru anlaşılması da gerekiyor.
Üreticiye anlatacağız.
Kamuoyuna anlatacağız.
Tüketiciye anlatacağız.
Çünkü tarım ve hayvancılık politikaları yalnızca çiftçiyi veya yetiştiriciyi ilgilendirmiyor.
Soframıza gelen etin, sütün, peynirin ve diğer hayvansal ürünlerin fiyatı ve arzı doğrudan bu politikaların sonucuyla ilişkilidir. Bugün yapılan 6 milyar liralık aşı ve kimliklendirme desteğine yalnızca “küpe parası artık alınmayacak” şeklinde bakarsak meseleyi küçültmüş oluruz.
Hayvancılıkta hedef, destek alan bir sektör oluşturmak değil; desteğe rağmen değil, destekle birlikte kendi ayakları üzerinde daha güçlü durabilen bir üretim sistemi kurmaktır.
Bunun yolu da desteği artırmaktan geçtiği kadar, desteği doğru yere ulaştırmaktan, üreticinin anlayacağı şekilde anlatmaktan ve üretimin bütününü birlikte düşünmekten geçmektedir.
Çünkü hayvancılıkta bugün yetiştirdiğimiz hayvan, sadece bugünün et ihtiyacını karşılamaz.
Yarının gıda güvencesini de oluşturur.
Dolayısıyla bu tür destekler, ilk bakışta küçük bir harcama kaleminin desteklenmesi gibi görünse de, aslında çok daha büyük bir stratejinin parçası: hayvancılığı geliştirmek, üretimi ve verimi artırmak, satışı büyütmek ve nihayetinde bu ithalat sarmalından çıkmak.
Sonuç olarak, aşı ve küpe ücretinin kaldırılması sembolik değil, gerçek bir yük azaltma adımıdır. Ancak bu adımın anlam kazanması, üreticinin bu haktan haberdar olup fiilen yararlanmasıyla mümkün. Devlet parayı ayırdı, iradeyi ortaya koydu; şimdi sıra bu iradenin sahaya, ahıra, meraya kadar ulaşmasında. Hayvancılıkta kalıcı bir dönüşüm, ancak desteklerin duyurulduğu kadar anlaşıldığı ve üreticinin gündelik hayatına dokunduğu ölçüde gerçek olur.


