Türkiye’de kişi başına et tüketimi 16 kilogram. OECD yani gelişmiş ülkelerin ortalaması ise 34 kilogram. Dünyada en pahalı et tüketen ülkeler arasında 14. sıradayız. Bu tablo, sadece fiyat meselesi değil, üretim, dağıtım ve piyasa yönetimindeki kriz demek.
Ülke genelinde Et ve balık kurumunun 35 tesisinin 19’u 1992 yılında özelleştirildi. 2005 yılında yanlış fark edildi ve özelleştirme kapsamından çıkarıldı. Adı et ve süt kurumu olarak değiştirildi. Bugün 14 tesisle ayakta tutulmaya çalışılıyor. Et ve Süt Kurumu’nun 2024 yılı dönem kârı, 14 milyar 3 milyon lira. Ve Et ve süt kurumu vergi rekortmenleri listesinde 15. sırada.
Tüm bu verilerin kesiştiği yer ise Doğu Anadolu. Özellikle de Erzurum, Kars ve Ardahan. Kağıt üzerinde Türkiye’nin ‘Et ambarı’ olarak görülen bu bölge, sahada hiç de öyle görünmüyor. Erzurum’da kasap vitrinleri dolu görünse de tezgâhlarda hareket yok. Vatandaş fiyat soruyor, ardından geri çekiliyor. Kars ve Ardahan’da da durum farklı değil. Et, artık günlük tüketim ürünü olmaktan çıkıp lüks bir kaleme dönüşmüş durumda.
Sorunun üretici tarafı daha sert. Yem fiyatları, mazot ve elektrik giderleri hızla artmış, borç yükü üreticiyi sıkıştırmış durumda. Erzurum’un Hınıs’ından Karayazı’sına, Horasan’ından Tekman’ına kadar besiciler aynı cümlede buluşuyor: “Kazanamıyorum”. Tüketici ise aynı gerçeği tersinden söylüyor, “Alamıyorum”.
Ortada krize girmiş bir piyasa yapısı var. Üretici üretimden uzaklaşıyor, tüketici erişimden kopuyor. Bu boşluğu doldurması gereken mekanizmalar ise para saymakla meşgul. Et ve Süt Kurumu tam da bu noktanın merkezine yerleşiyor. Piyasayı dengelemek için kurulan bir yapının kâr açıklaması, kamu yararı açısından ciddi bir soru işareti. Üretici zarar ederken, tüketici et alamazken arada kâr eden bir yapı varsa, burada denge değil, sistemsel bir bozulma vardır.
Kasaplar bu sürecin en net tanıkları. Erzurum’da birçok esnaf satışların belirgin şekilde düştüğünü söylüyor. “Artık kilo devri bitti” ifadesi, bireysel bir şikâyetten çok piyasanın yeni gerçeği haline gelmiş durumda. Hınıs, Tekman, Karayazı, Horasan, Pasinler ve köylerinde ise tablo daha ağır. Besiciler işi bırakmayı düşünürken, gençler hayvancılığa mesafeli duruyor. Bu yalnızca ekonomi değil, krizin ta kendisi.
Tüm bu tabloya rağmen hâlâ Doğu Anadolu’nun potansiyelinden söz ediliyor. Elbette bölge güçlü bir üretim altyapısına sahip. Ancak kullanılmayan potansiyel, zamanla avantaja değil kayba dönüşür. Nitekim dönüşmüş durumda. Sistem üreticiyi ayakta tutmuyor, tüketiciyi korumuyor. Rakamların gösterdiği şey büyüme değil, büyük bir çarpıklık.
Eğer bu tablo değişmezse, mesele sadece et fiyatı olmayacak. Erzurum’un, Kars’ın ve Ardahan’ın üretim gücünün sessizce tasfiye edilmesi anlamına gelecek. Bir coğrafya kendi üretiminden kopuyor, kendi insanını besleyemez hale geliyorsa, bu bir intihar değilse nedir?
Yani mesele sadece etin pahalı olması değil, yanlış yönetilen bir sistemle tüketilen üretici.

