Kurtuluş İçin Dünya Âhiret Dengesi Kurulmalıdır

Yayınlanma : 03 Eylül 2026 15:26

      Kurtuluş için Dünya Âhiret dengesi kurularak bir hayat yaşanmalıdır. Meşru ve helâl yollardan dünyadan nasibimizi unutmadan faydalanırken yarın ölecekmiş gibi düşünerek âhirette kurtuluşa ermek içinde; Allah (c.c.)’ın ve Resulü Hz. Muhammed (s.a.s)’in emirlerini yapıp haram kıldıklarından da uzak durulmalıdır.

 

      Allah (c.c.)’tan gelip Allah (c.c.)’a dönüleceğine inanan insanlar için dünya hayatı, ebedi hayat olan âhiret hayatı için bir hazırlık, imtihan yeridir. Sağlam bir âhiret inancı olmadan Dünya-Âhiret dengesinin kurulamayacağı, onun için Mekke’de nazil olan surelerin ana konusunun özünü Tevhid oluşturmaktadır. Allah (c.c.)’ın varlığına, birliğine tek oluşuna iman ile birlikte İmanın altı temel şartından biri olan âhirete iman hakikatini de çok iyi anlayıp kavramamız gerekir. Mü’minler; dünya-âhiret dengesini koruyan üstün İslam medeniyetini geçmişte nasıl kurmuşlarsa bugün de aynı şekilde dengeyi kurup, korumak zorundayız. Bu anlamda âhireti önceleyerek, meşru olan dünya nimetlerinden faydalanmakta bir sakınca olmadığı gibi sevaba nail olunmasını da sağlar.

 

     İnsanlığı ve toplumumuzu derinden etkileyen dünyevileşme hastalığından acilen kurtulmamız gerekmektedir. Tabi ki dünyevileşmeden meşru dairede dünya nimetlerinden faydalanmanın hiçbir sakıncası yoktur. Ancak her birimiz kendi nefsimize soralım ve samimi olarak hiç savunmadan, ama fakat demeden cevap verelim. Otomobilimizin çizilmesine, koltuğumuzun kırılmasına v. b. hususlara üzüldüğümüzden daha çok, kılmadığımız, kılamadığımız namazlarımıza veya yapmamız gereken diğer ibadetlerdeki noksanlıklarımıza, haramlarla hem hal oluşumuza üzülmüyor hem de önlem almıyorsak, bal gibide dünyevileşmişiz demektir.

 

     Kur’an ve Sünnet merkezli, dünya ve âhiret dengesini kurup İslâm’a uygun güzel ahlâk sahibi olarak yaşamalıyız. Her bir Müslüman da aynı güzelliklere sahip olmak için çalışmalıdır. Genel olarak günümüz insanlarının ebediliği bu dünyada arama ve geçici dünyayı amaç olarak görerek, kalbine yerleştirmek suretiyle dünya-ahiret dengesini yanlış bir düzlemde ele aldığını görmekteyiz. Mü’min, dünya ve ahiret dengesini kurarak hayatını meşru ve helâller dairesi için de yaşamalıdır.

 

     Meşru ve helâl yoldan dünya nimetlerinden, dünyayı öncelemeden faydalanmakta bir sakınca yoktur. Önceliğimizin âhiret olması gerekir. Dünya hayatı, âhiret hayatına tercih edilirse, o zaman dünyevileşme hastalığının baş göstereceği muhakkaktır. Müslümanın ebediliği dünya da arama çabası, ilimden irfandan uzak durarak Allah (c.c.)’ı, âhireti unutma, helâl- harama dikkat etme duygularındaki zayıflama v.b. özellikler dünyevileşmenin varlığını gösterir.  Akıllı insan geçici dünya hayatını ebedi olan âhiret yurduna tercih etmez.

 

     Âyet-i Kerime ve hadis-i şeriflerin ışığında yaratılış gayemizin kulluk olduğu, bu dünyaya imtihan için gönderildiğimizin her daim hatırda tutulmasının önemli olduğu, bununla birlikte dünya ve âhiret dengesini çok iyi kurmamız gerektiği emredilmiştir. Dünya hayatı, âhiret hayatına tercih edilirse, Müslüman, canını ve malını Allah (c.c.), rızası için veremezse o zaman dünyevileşme hastalığı baş göstermiş demektir. Kısacası; âhiretin tarlası mesabesinde olan dünyayı, dünyevileşmeden iyi değerlendirip, Rabbimizin rızasını dünya da kazanmamız gerektiği şuuruna ermeliyiz.

 

     Temel ve değişmez metinlerimiz olan Kuran ve Sünnet bizlere hayatımızda ölçülü olmayı, aşırılığa kaçmadan iki dünyaya ait sorumluluklarımızı yerine getirmeyi emretmektedir. Madde-Mana ilişkisini kurma aşamasında, hayatımızın tanzimi safhası ile kamusal süreçlerin düzenlenmesi esnasında ilahi merkezli hassas dengenin mutlaka göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Dünyevileşmenin ilacı, içe kapanma değil, doğru alanlara yönelmek suretiyle dünyada imtihanda olduğumuzu her an bilip kulluk görevimizi yapmaya gayret etmeliyiz. Bu durumda münzevileşme gibi bir alternatifimiz de kesinlikle olamaz. Esasen temel değerlerimize,  milli kodlarımıza yönelmekten başka çare yoktur. Dönemin ruhuna uygun hareket ve içe kapanma yerine, küresel sisteme değer sunan bir medeniyetin ihyası için çaba göstermeliyiz.

 

     Allah (c.c.)’ı unutanların esasen kendilerini nasıl unuttuklarını, nasıl sıradan bir meta haline gelerek kendilerine yabancılaştıklarını çok net gözlemleyebilmekteyiz. Batı ülkeleri; sömürü ile maddi bakımdan zenginleştiler ancak zenginliğin huzur getirmediğini çok net görmekteyiz. Maneviyatı yok sayıp görmezden gelen ve sadece hazlar, nefsani arzular dikkate alınarak yaşayanlar hem dünya da hemde âhirette huzur ve mutluluğa erişemezler. Esasen emirleri yapmayıp haramlarda mutluluk arayanlara mutluluk haram olur. Sonuçta insan için vazgeçilmez değere sahip olan aile yapısı sarsıldı, kimi ülkelerde boşanma oranları esrar, eroin vb. zararlı alışkanlıklara müptela olanların oranı sürekli yükseldi ve yükselmeye devam ediyor. Sekülerizm’e kapılanların sonunun birçok olumsuz örnekleri bulunmaktadır.

 

    Rabbimiz, Kur’an ve Sünnet hükümlerine uygun bir şekilde yaşayan emredilenleri yerine getirip haramlardan sakınan, dünya nimetlerini ebedi âhiret yurdunun kazanılmasına uygun olarak harcayan Mü’min’i kâmillerden olmayı her birimize lütfeylesin. Sıhhat ve afiyetler dilerim.

 

      [email protected]

 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.