İslâm İle İnsan Arasındaki Bütün Engelleri Kaldırmak İçin Çalışmalıyız

      Her birimiz öncelikle kendimizden sorumluyuz. İyiliklerimizi artırıp kötülüklerden de uzak durmalıyız.  Ferdin sadece kendini ıslah etmesi ve kendisi ile meşgul olması yeterli değildir. Her fert ailesinden, yakınlarından ve aynı zamanda toplumun ıslahından da sorumludur. Kendimizi, aile efradımızı ve bütün insanlığı iyiliğe sevk edip, kötülüklerden koruyup kurtarmak için çalışmak zorundayız.

 

     Yapılan yanlışlıklar karşısında, ehil olan kişilerin ikazları ve insanları kötülüklerden sakındırıp vazgeçirmeye çalışmaları dini bir görevdir. İyiliklerimizle birlikte şükrümüzü de artırmak zorundayız. Bütün nimetlerin Allah(c.c.)’tan geldiğini bilip şükretmek gerekir. Dünyevi hususlarda durumu bizlerden daha aşağıda olanlara bakıp şükrümüzü artırmalı, uhrevi konularda da İslâmi yaşantısı bizden daha üstün olanlara bakıp üzülmeli ve onlar gibi olmak için çalışmalıyız. Gerçek şükre, bu güzel özelliklerle ulaşabiliriz. Elimizden gelen tedbirleri aldıktan sonra başımıza gelenleri bir imtihan vesilesi bilip, şikâyet etmeden hamd edebilmeliyiz.

 

     Rabbimizin emrettiklerini yapıp, yasak ettiklerinden kaçınmamız sonucu bizlere sevap vererek her defasında borçlu olmamıza rağmen, rahmeti ile muamele ettiğini açıkça görmekteyiz. İnsanların hidayeti için çalışmak, onları irşat etmek de şükür sayılır. Nefsimizin istek ve arzularına uymayıp, Rabbimizin, rızası için çalışmalı, evlâtlarımızı O’nun rızasına uygun yetiştirmeliyiz ki, kulluğumuzun ve şükrün gereğini yapmış olalım.

 

    Tanıdığımız tanımadığımız insanlardan aldığımız bir eşyayı iade ederken, nasıl ki teşekkür ediyorsak ve etmemiz gerekirse, bizleri yoktan yaratan, birçok nimetleri bizlerin emrine sunan, Âlemlerin Rabbine kulluk görevimizi en iyi şekilde yapmalı, nankörlükten uzak kalarak, şükür hayatımızın her zaman merkezinde olmalıdır. İhlâslı, samimi olarak, İslâm’ın emirlerini yerine getirip içtenlikle bağlanmak, sırf Allah (c.c.) rızası için çalışmak, yasaklardan da aynı anlayışla kaçınmak gerekir.

 

     Çok önemli ve kutsal olan tebliğ görevini ehil kişilerin, cebir, şiddet, güç, baskı ve zorlama olmaksızın, yumuşak, tatlı ve güzel sözler söyleyerek, iyiliği emredip, kötülükten sakındırma hususunda İslâm’ın emir ve yasaklarına riayet edilerek yapılması gerekir. Sosyal hayatın düzeni, gerçeklerin duyurulması ve yanlışların düzeltilmesi esasına bağlıdır. Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in tebliğ metodu örnek alınmalıdır.

 

     Cihadın kelime anlamı: ‘güç ve gayret sarf etmek, bir işi başarmak için elinden gelen bütün imkanları kullanmak’ anlamlarına gelmektedir. İslâmî literatürde: ‘İslâm’ın hükümlerini öğrenip ona göre yaşamak ve başkalarına öğretmek, iyiliği emredip kötülükten sakındırmaya çalışmak, İslâm’ı tebliğ nefse, İslam’a düşmanlık edenlere karşı mücadele etmek’ olarak tanımlanmaktadır. Cihad’ın birçok tanımı yapılmıştır. Benim en çok beğendiğim en güzel tanımlardan birini de İbn-i Kesir yapmıştır. İbn-i Kesir Cihadı: “İslâm’ın mesajının insanlara ulaşmasını ve onların hür iradeleriyle İslam’ı seçmelerini engelleyen tüm fiziki, siyasi, ideolojik zorbalıkları, baskıları ortadan kaldırma faaliyeti olarak tarif etmiştir. Kısaca ‘İslâm ile insan arasındaki bütün engelleri kaldırma faaliyetleri’ olarak tanımlamıştır.

 

     İyiliği emir, kötülükten nehiy toplumun kendi kendine oto-kontrol sistemini sağlamaya yönelik olan bir farzdır. Bu farz, ne kadar samimiyetle, planlı, programlı uygulanırsa; toplumdaki suç oranları azalacak, sevgi, kardeşlik, barış ve huzur ise artacaktır. İslâm ile insan arasındaki bütün engellerin gerçek anlamda kaldırıldığı bir dünya da yaşamayı hedeflemek en büyük arzumuz olmalıdır.

 

     İslâm’ın hükümlerinin yasaklanması, vatan topraklarının işgal edilerek Müslümanların evlerinden, vatanlarından çıkarılma girişimleri gibi saldırıya uğramalarına karşı savaşmak kaçınılmaz bir dini görevdir. Mazlum Müslümanların can, mal, akıl, nesil ve dinlerinin korunması için savaşmaları, cihad etmeleri emredilmiştir. Ancak kutsallara saygılı olan, zalimleşmeyen herkes ile iyi geçinmek gerekir. İslâm’ın önceliği barıştır. Savaş ise arzu edilmemekle birlikte Müslümanların İslam’ı yaşamalarına çıkarılan engellerin ortadan kaldırılması için zorunluluk halinde yapılan onurlu bir mücadeledir.

 

     Âyet-i Kerîmede şöyle buyurulmuştur: Hani Rabbiniz şöyle duyurmuştu: “Andolsun, eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım. Eğer nankörlük ederseniz, hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir.” (İbrahim Sûresi âyet:7) Nankörlük, Şükrün zıddıdır. Allah (c.c.)’ın emirlerini yerine getirmeyen, yasaklarından kaçınmayan kişi nankörlük etmiş olur. Rabbimiz, bizleri yaratıp bu dünyaya göndermiş, birçok nimetler lütfetmiştir. Bu kadar ikramda bulunan yaratıcımıza şükretmezsek, nankörlük etmiş oluruz.

 

     Günümüz insanlarının birçoklarının doyumsuz olarak hırsa kapılarak şükürden uzaklaşıp, nankörlüğe doğru meylettiğini üzülerek görmekteyiz. Hâlbuki şükredecek o kadar güzel imkânlarımız var ki, bunların farkında bile değiliz.  Yeniden tefekkür ederek hayatımızı şükür eksenli bir merkeze oturtmak zorundayız. Sağlıklı bir nefes alıp vermemiz bile çokça şükretmemizi gerektirir. Verilen nimetleri saymaya kalksak sayamayız. O halde bu doyumsuzluk, mutsuzluk niye… Müslüman sahip olduğu az veya çok imkânlara rıza gösterip şükreder ve sonucunda rahat eder. Zenginlik, fakirlik, sağlık, hastalık ve benzeri durumlar imtihan edilmemiz içindir. İmtihanı kazanmak içinde nankör olmayıp, şükür ile hayatımızı güzelleştirmeliyiz.

 

      İyiliği emretmek ve kötülükten men edip sakındırmak, şartlarını taşıyan bütün Müslümanların asli görevlerindendir. İslâm’ın, iyi, doğru, güzel kabul ettiği hususlara Ma’ruf, kötü, çirkin ve yanlış kabul ettiği hususlara da Münker denilir. İyilik ve kötülük kavramlarının belirleyicisi Kur’an ve Sünnet’tir. Allah (c.c.) ve Resulü Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in iyi dedikleri iyi, kötü dedikleri de kötüdür. Emr-i bi'l ma'rûf ve nehy-i anil münker; “İyiliği emretmek ve kötülükten men etmek, sakındırmak" anlamına gelmektedir. Emr-i bil ma’ruf ve nehy-i anil-münker; İslâm davetinin, tebliğinin temelini teşkil eden, dini, ahlâki ve hukuki bir tabirdir.

 

     Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerîm’de: “Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” “Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten meneder ve Allah'a inanırsınız…” (Ali İmran Sûresi âyet:104,110)

 

    Allah (c.c.), her birimize İslâm’a göre gerçek anlamda hayat yaşamayı, iyiliklerimizi artırıp iyi örnekler olup kötülüklerden sakındırmaya çalışan, İnsan ile İslâm arasındaki bütün engelleri kaldırmak için çalışan bahtiyar Mü’minlerden olmayı olmayı nasip eylesin. Sıhhat ve afiyetler dilerim.   

[email protected]

 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.