Aşûre Günü Ve Kanayan Yaramız Kerbela

 

     Muharrem ayının onuncu gününe aşûre denilmektedir. Aşûre günü hem hüznün hem de sevincin yaşanmasına vesile olan iki yönü vardır. Hz. Hüseyin r.a.’ın şehit edilmesinden dolayı hüzün günü, Hz. Nuh (a.s.)’ın Peygamberliğine ve Allah (c.c.)’tan gelen vahye inanmayan kâfirlerin tufan sonucu helakleri, İnananların kurtuluşları sonrası eldeki gıdalarla yaptıkları tatlı çorba ile şükür ettikleri, sevinç ve mutluluk günüdür. Aşûre; birlikteliğin, sevginin, bolluk, bereket, dayanışma ve paylaşmanın zirve yaptığı çok özel ve güzel bir gündür. Aşûre gününde Hz. Nuh (a.s.)’ın tufanı dinmiş, sonra yanlarında bulunan gıdalardan aşûre’yi yapmışlardır. Aşûre, güzel bir uygulama olarak günümüze kadar devam ettirilmiştir. Muharrem ayının âşiri, yani onuncu günü olduğu için aşûre denmiştir. 25 Haziran Perşembe Muharrem ayının 10. günü olup aşûre günüdür. 

     Bu önemli günde manevi anlamda üzerimize düşün görevleri yapmalı, gerçek anlamda yardımlaşarak, aşûre çorbasını (tatlısını) yaparak ailemizle, komşularımızla, ihtiyaç sahipleri ile yemeli bu güzelliği unutturmamalıyız. Geçmişten günümüze hak, batıl mücadelesinde, hakkın, hakikatin ve adaletin yanında yer alanlar gibi bizlerde aynı inançla İslam kardeşliğimizi gerçek anlamda kavrayıp canlandırmaya çalışmalıyız. Medine’de aşûre günü oruç tutan Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.), “Yahudilerin de oruç tuttuklarını görünce. (Niye oruç tutuyorsunuz?) diye sormuş. Onlar da (Allah’ın İsrail oğullarını düşmanından kurtardığı bir gündür, Musa bugünde oruç tuttuğu için) dediklerinde, Resûlullah, Müslümanların bugün oruç tutmalarının sebebini anlatmak için, (Ben Musa Aleyhis Selama sizden daha layıkım)” buyurmuştur. Yahudilere benzememek için sadece onuncu günü değil öncesinde veya sonrasındaki günlerin de oruçlu geçirilmesi gerekir. Bu önemli günde ibadet ve taâtımızı artırmalıyız. İkramlarda bulunmalı ve en önemlisi sadaka, infak v.b. yardımlaşmamızı bu günlerde yoğunlaştırmalıyız. Bir vücudun azaları gibi olduğumuzu göstermeliyiz.

     Kerbela, Ümmet-i Muhammed’in müşterek hüznü, kanayan yaralarından birisidir. Hz. Ali (r.a.)’ın 661 Yılında Haricilerden İbn-i Mülcem tarafından suikaste uğrayıp şehid edilmesinden sonra halifeliğe en büyük oğlu Hz. Hasan geçmiş, ihtilaflar sebebiyle kan dökülmesini önlemek amacıyla Muaviye ile barış anlaşması imzalamıştır. İmzalanan bu anlaşmaya göre Hz. Hasan Muaviye’nin adil bir yönetici olması ve kendisinden sonra hilafeti saltanat yönetimine çevirmeyerek istişarenin izlenmesi şartıyla halifeliği Muaviye’ye devretmeyi kabul etmiştir. Hz. Hasan’ın 670 Yılında vefatından sonra beni Haşim kabilesinin başına kardeşi Hz. Hüseyin geçmiştir. Hz. Hüseyin Abisi Hz. Hasan’ın Muaviye’ye Halifeliği devretmesi anlaşmasına sadakat göstermiştir. Ancak anlaşma şartlarına riayet edilmeyip istişare edilmeden Muaviye oğlu Yezidi kendisinden sonra halife ilan etmiştir. Yezidin halife ilan edilmesine Hz. Hüseyin karşı çıkmıştır. Hz. Hüseyin, Yezidin adaletsiz, İslam dinini yaşama konusunda ciddiyetsiz, içki ve eğlenceye düşkün biri olduğunu, dolayısıyla Yezidin Müslümanların başına Halife olarak getirilmesinin doğru olmadığını, hem de babadan oğula yöneticilik uygulamasına karşı olduğunu söyleyerek Yezide biat talebini reddetmiştir.

     Hz. Ali r.a. taraftarlarının da çok olduğu Kûfe halkı Hz. Hüseyin’in halifeliğine biat ettiklerini destek vereceklerini haber vermeleri sonucu; Hz. Hüseyin 70 kişilik ailesi ve sevenleri ile birlikte yola çıkmıştır. Yezidin Valisi İbn-i Ziyad 30 bin kişilik orduyu Hz. Hüseyin’in üzerine göndermiştir. Görüşmeler sonucu Irak’ı terk etmeleri istenmiş kabul görmeyince Bağdat’ın güney batısında bulunan Kerbela şehrinde kuşatıp, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in çok sevdiği torunu, ailesi ve sevenlerini sıcağın altında susuz bırakmışlardır. Savaşmaktan başka çare kalmayınca savaşmışlar ve sonucunda Hz. Hüseyin r.a. ve ailesinden, sevenlerinden birçok kişi Miladi 10 Ekim 680, Hicri 10 Muharrem 61 yılında şehit edilmişlerdir. Birçok hadiselerin cereyan ettiği aşûre günü, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in torunu Hz. Hüseyin (r.a.) ve çoğu Ehl-i Beyt’ten olmak üzere beraberindeki Müslümanların Kerbela da Zalimlerin Zulmüne maruz kalıp şehit edilmesinden dolayı içimiz acımakta, kanayan yaramız tazeliğini korumaktadır. Kerbela’yı doğru anlayıp oradan günümüze de dersler çıkarmalıyız. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s)’in torunu Hz. Hüseyin (r.a.), dedesi Hz. Muhammed (s.a.s.)’in yolunda yürüyen hakiki bir Mü’mindir. 

     Hz. Hüseyin (r.a.); haksızlığın  karşısında duran, Kur’an ve Sünnetin yoluna başını koyan haysiyetli bir Mü’mindir. Hz. Hüseyin (r.a.)’ı sevmek, Onun, uğruna can verdiği değerlere sahip çıkmayı gerektirir. Çünkü O’nun hayatı; şerefli ve asil bir duruşun mükemmel, muhteşem örneğidir. Günümüz Müslümanlarının çıkarması gereken ders ise; Hz. Hüseyin (r.a.)’ın İmanı, ahlâki v.b. bütün güzel özelliklerine sahip çıkarak yaşamak olmalıdır. Ümmetin müşterek hüznü, kanayan yaramız ancak bu şekilde yaşayıp birlik ve beraberlik içinde kardeşliğe, rahmete dönüştürülebilir. Allah (c.c.) bütün Zalimleri kahretsin ve mazlumları muzaffer eylesin. Hz. Hüseyin (r.a.)’ı ve Ehl-i Beyt’i rahmetle yâd ediyorum. Hz. Hüseyin (r.a.) gibi her daim zulme, zalimlere boyun eğmeyip karşı çıkıp dik durup mücadele etmeliyiz. Hakkın, Adaletin ve barış’ın dünyada sağlanması, bütün mazlumların muzaffer olması için var gücümüzle çalışmalıyız. Rabbimiz, bütün Şehitlerimize rahmeti ile muamele eylesin. Mekânları cennet olsun. 

    Müslüman, bu önemli ay ve günlerin kıymetini bilmeli, fitne, fesat çıkarıp düşmanlık yapmak isteyenlere fırsat vermemelidir. Önemli olan kardeşlik, birlik ve beraberliği koruyabilmeliyiz. Allah (c.c.) âyet-i kerimelerde: “Hep birlikte Allah'ın ipine (İslâm'a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın.” (Ali İmran Sûresi âyet:103) “Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki esirgenesiniz.” buyurmuştur.

     Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) hadis-i şeriflerinde "Müslüman Müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez" (Buhari Mezalim 3), "Sizden biriniz kendisi için sevip arzu ettiği şeyi Mü'min kardeşi için de sevip arzu etmedikçe (gerçek anlamda) iman etmiş olamaz"(Buhari İmam 7) buyurmuştur. 

     Kur’an ve Sünnete tabi olarak yaşayacağımız bir hayat, bizleri hem dünyada hem de ahirette gerçek anlamda kurtuluşa ve huzura erdirir. İslam ’a uygun hayat yaşayanlardan olmamız duâsı ile sıhhat ve afiyetler dilerim.              

   [email protected] 

 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.