Sun'î Zekâ Çağında İnsanı Aramak

"Makine konuşmaya başladı; insan ise susuyor."

İnsanlık yeni bir eşiğin önünde duruyor.

Belki de yazının icadından, matbaanın yaygınlaşmasından ve internet devriminden sonra en büyük zihinsel dönüşümle karşı karşıyayız. Asırlar boyunca insan, tabiatı kendisine boyun eğdirmek için mücadele etti. Rüzgârı yelkenine bağladı, ateşi ocağına hapsetti, elektriği telin içine soktu, atomu parçaladı.

Şimdi ise sıra kendi zihnine gelmiş görünüyor.

İnsan ilk defa düşünmeye benzeyen bir faaliyeti makinelere yaptırabilmektedir.

Birkaç satırlık talimatla sayfalarca makale yazılabiliyor. Birkaç saniye içinde tercümeler yapılabiliyor. Hukuk metinleri hazırlanabiliyor. Resimler çizilebiliyor. Hatta bazı uzmanlar, gelecekte doktorların, öğretmenlerin ve avukatların dahi önemli ölçüde yapay zekâ sistemleriyle birlikte çalışacağını söylüyor.

Fakat bütün bu gelişmeler arasında gözden kaçan bir soru vardır:

Makine akıllanırken insan ne oluyor?

 

Mesele teknoloji değildir.

Mesele her zaman olduğu gibi insandır.

Tarih boyunca medeniyetleri yükselten de çökerten de aletler değil, o aletleri kullanan insanların dünya görüşü olmuştur.

Barut bulunduğunda bazıları vatanını savundu, bazıları şehirleri yaktı.

Matbaa ortaya çıktığında bazıları ilim yaydı, bazıları yalan.

İnternet geldiğinde bazıları kütüphanelere ulaştı, bazıları ise bağımlılıkların esiri oldu.

Bugün yapay zekâ karşısında da aynı hakikat geçerlidir.

Makinenin ne yaptığı kadar, insanın neye dönüştüğü önemlidir.

 

Merhum Cemil Meriç'in şu tespiti bugün her zamankinden daha anlamlıdır:

"Bilgi denizinde boğuluyoruz."

Gerçekten de öyle.

İnsanlık tarihinin hiçbir döneminde bugünkü kadar bilgiye sahip olunmadı.

Fakat yine hiçbir dönemde hakikate ulaşmak bu kadar zor olmamıştı.

Çünkü bilgi arttıkça hikmet artmadı.

Veri çoğaldıkça basiret çoğalmadı.

Ekranlar büyüdükçe ufuklar genişlemedi.

Tam aksine birçok insan düşünmeyi başkalarına havale etmeye başladı.

Eskiden insanlar kitapların peşinden koşardı.

Bugün kitaplar insanların peşinden koşuyor.

Eskiden bir mesele üzerine günlerce tefekkür edilirdi.

Bugün birkaç saniyelik videolar, saatler süren düşüncenin yerini almaya çalışıyor.

Bu çağın en büyük tehlikesi cehalet değildir.

Cehalet insanı öğrenmeye sevk edebilir.

Asıl tehlike, bilgi sahibi olduğunu zanneden fakat düşünmeyen insan tipidir.

 

Kur'ân-ı Kerîm'e baktığımızda dikkat çeken hususlardan biri şudur:

Allah Teâlâ insandan sadece inanmasını istemez.

Aynı zamanda düşünmesini ister.

"Akletmez misiniz?"

"Tefekkür etmez misiniz?"

"İbret almaz mısınız?"

Bu hitaplar, İslâm medeniyetinin temelinde zihinsel faaliyet bulunduğunu göstermektedir.

İlk emir "Oku" olmuştur.

Fakat okumak yalnızca harfleri görmek değildir.

Okumak; anlamaktır.

Sorgulamaktır.

İdrak etmektir.

Hikmete ulaşmaktır.

Bugün ise okumanın yerini tarama, düşünmenin yerini kaydırma, tefekkürün yerini tüketim almaktadır.

 

İmam Gazâlî yaşadığı çağın fikrî krizleriyle yüzleşti.

İbn Rüşd aklın sınırlarını tartıştı.

Farabî ideal toplumu düşündü.

İbn Haldun devletlerin yükseliş ve çöküş sebeplerini araştırdı.

Onların ortak özelliği çok bilgi sahibi olmaları değildi.

Bilgiyi anlamlandırmalarıydı.

Bugün milyonlarca sayfalık bilgiye saniyeler içinde ulaşabiliyoruz.

Fakat İbn Haldun'un yaptığı şeyi yapabiliyor muyuz?

Yani hadiselerin arkasındaki kanunları görebiliyor muyuz?

İşte asıl mesele budur.

 

Yakın gelecekte milletler arasında yeni bir yarış başlayacaktır.

Bu yarışın adı teknoloji yarışı gibi görünse de hakikatte insan yetiştirme yarışıdır.

Çünkü yapay zekâya herkes ulaşabilecektir.

Fakat karaktere herkes ulaşamayacaktır.

Bilgi satın alınabilecektir.

Fakat ahlâk satın alınamayacaktır.

Algoritmalar üretilebilecektir.

Fakat vicdan üretilemeyecektir.

Merhamet kodlanamayacaktır.

Adalet programlanamayacaktır.

Bir makine milyonlarca kitabı birkaç saniyede okuyabilir.

Fakat bir yetimin başını okşayamaz.

Bir makine savaşların tarihini ezbere bilebilir.

Fakat bir annenin evlat acısını hissedemez.

Bir makine Kur'ân hakkında binlerce sayfa yazabilir.

Fakat secdenin huzurunu yaşayamaz.

Çünkü insanı insan yapan şey yalnızca zekâ değildir.

Kalptir.

Vicdandır.

Mesuliyet duygusudur.

 

Belki de bugün yeniden sormamız gereken soru şudur:

Makineler ne kadar akıllanacak?

Hayır...

Asıl soru budur:

İnsan ne kadar insan kalabilecek?

Çünkü medeniyetlerin kaderini belirleyen şey teknoloji değil, insanın ahlâkıdır.

Makine yükselirken insan küçülüyorsa, bu ilerleme değil kayıptır.

Fakat teknoloji yükselirken insan da hikmetini, vicdanını ve ahlâkını koruyabiliyorsa, işte o zaman medeniyet yükseliyor demektir.

Önümüzdeki yıllar, yapay zekânın değil, insanın imtihanı olacaktır.

Ve belki de tarihin bize yönelttiği en büyük soru şudur:

Makine düşünmeye başladı.

Peki insan hâlâ tefekkür ediyor mu?

 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.