Bizde kalıplaşmış bir söz var. “İnsan düşünen varlıktır.” denilir. İnsanın düşünmeyle diğer canlılardan ayrıldığına vurgu yapılır. Kimilerine göre düşünme insanı diğer canlılardan üstün kılar. Bize böyle öğretilmişti. Bize öğretilenlerin üzerinde düşünme alışkanlığımız olmadığı için çoğu insan gibi ben de bunu doğru kabul etmiştim. Ne zaman ki yeni bilgiler elde edip düşünmeyi öğrenince bu bilginin hatalı olduğun gördüm.
Antropolojik ve arkeolojik veriler, çeşitli düşünme biçimlerinin milyonlarca yıllık zamanda ortaya çıktığını gösteriyor. İnsanlar önce biyolojik (hayvani) biçimde düşündüler. Bu düşünme biçimi insanın doğasında vardı. Biyolojik düşünmeyle kendi ihtiyaçlarını karşılayarak hayatta kaldılar. Biyografik hafıza oluşmadığı için yanlarında ölen birini bırakıp yollarına devam ettiler. Kendilerinin de bir gün öleceğini düşünemediler. Biyolojik düşünmeden sonra sihirsel, mitolojik, tanrısal, dinsel, felsefi (ussal) ve bilimsel düşünmeler ortaya çıktı. Bu düşünme biçimlerinin aralarında binlerce yıllık zaman dilimi bulunuyor.
İnsanların büyük çoğunluğu en son belirgin bir şekilde ortaya çıkan felsefi ve bilimsel düşünmeye geçemedi. Elbette ki bunun çeşitli sebepleri var. Bunlardan biri, insanların milyonlarca yıl duygusal bir varlık olarak yaşamasıdır. İnsanlar doğayı ve olayları daha çok duygularıyla anlamlandırmaya çalıştılar ve buna göre düşündüler. Bugünkü insan beyni, duygusal düşünme biçimlerinin biyolojik ve psikolojik kalıntılarını taşıyor. Dolayısıyla insanlar felsefi ve bilimsel düşünmeye geçmekte zorlanıyorlar. Bu yüzden felsefi ve bilimsel düşünmekten uzak duruyor; alışık oldukları, daha kolay olan önceki düşünme biçimleriyle hareket ediyorlar. Önceki düşünme biçimleri birlikte yaşamayı sağlıyor. Birlikte yaşamak insanları dış tehlikelere karşı koruyor. İnsanlar, önceki düşünme biçimlerine seslenen şarkıcıları, türkücüleri, artistleri ve mistik insanları daha çok seviyorlar. Felsefi ve bilimsel düşünmeye geçen yazarlara, filozoflara ve bilim insanlarına ise yeterince ilgi göstermiyorlar. Bunun yanında insanların daha önceki düşünme biçimlerinde kalması bazı yöneticilerin de işine geliyor. İnsanlar daha kolay yönlendirilerek yönetiliyor. Bu nedenle bazı yöneticiler insanların duygularını harekete geçiren önceki düşünme biçimlerini besliyorlar.
Oysa felsefi ve bilimsel düşünmek, insanları kalabalıktan ayırarak farklı ve aykırı düşünmeye sevk eder. Felsefi ve bilimsel düşünen insanlar, bağımsız düşünerek önceki yanlış düşünmelere ve alışkanlıklara karşı çıkarlar. Bu nedenle önceki düşünme biçimlerinin etkisindeki insanların hedefi hâline gelebilirler. Nitekim felsefi ve bilimsel düşünmenin temsilcisi olan yazarlar, filozoflar ve bilim insanları tarih boyunca bazı yöneticiler ve toplumlar tarafından şeytanlaştırılmıştır. Bazıları düşünmenin bedelini hayatlarıyla ödemiştir. Bu bakımdan felsefi ve bilimsel düşünmek ve söylemek cesaret ister. İnsanlar her ne kadar önceki düşünmelerin etkisinde yaşamayı tercih etseler de felsefi ve bilimsel gelişmelerin nimetlerinden faydalanırlar. Yani bir çelişki içinde yaşarlar. İnsanların felsefi ve bilimsel düşünmeyi başarması için felsefi ve bilimsel düşünme becerilerinin geliştirilmesi gerekir fakat bizim gibi toplumlarda bu gelişme uzun bir zaman alacak gibi gözüküyor.

