İnsan…
Yeryüzüne halife tayin olunan, lakin bir damla sudan yaratıldığını unuttu mu, kendi gölgesine dahi hükmedemez hâle gelir. Kur’an-ı Hakîm, bu hakikati bir kelâm-ı kudsîyle ne güzel ihtar eder:
> "وَخُلِقَ الْإِنسَانُ ضَعِيفًا"
“İnsan zayıf yaratılmıştır.” (Nisâ, 28)
Evet, acziyet… İnsanın en tabiî, en kadîm elbisesidir. Ne malı, ne makamı, ne kudreti o elbiseyi çıkarabilir. Çünkü o, bir “hiç”ten var edilen, yine bir “hiç”e dönecek olan mahlûktur.
Nice mütefekkir, bu acziyeti idrak edebilenin aslında kudreti bulduğunu söylemiştir. Zira kişi kendi zaafını bilirse, Rabbinin kudretine sığınır. Mevlânâ Hazretleri ne demişti:
> “Kendini hiç bilen, Hakk’a erişir. Zira hiçlik, varlığın kapısıdır.”
Rüzgâr bir an esse, dağlar yerinden oynamaz; lakin insan, bir kelimeyle yıkılır. Kalbi kırılır, gururu incinir, gözünden bir damla yaş dökülür; işte o vakit anlar ki, nefsine güvenmek beyhudedir.
Hazret-i Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurur:
> "لَا تَكِلْنِي إِلَى نَفْسِي طَرْفَةَ عَيْنٍ"
“Beni nefsime bir an dahi bırakma, yâ Rab!” (Ebû Dâvûd, Edeb 101)
İşte acziyetin en ulvî ikrarı budur. Peygamberler sultanı bile, bir anlık nefis emanetini taşımaktan ürkerken, biz hangi cüretle kendi hevasına güvenebiliriz?
Ey insan!
Senin nefesin emanet, kalbin misafirhanedir. Bir gün seni taşıyan bu beden, toprağın koynuna sükûnetle dönecek. Lâkin acziyetini dünyada idrak edersen, o toprak sana zindan değil, Rahmet yurdu olur.
Kur’an’da başka bir ilâhî nida vardır ki, insanın haddini bildiren bir ayna gibidir:
> "قُتِلَ الْإِنسَانُ مَا أَكْفَرَهُ"
“Kahrolası insan! Ne kadar da nankördür!” (Abese, 17)
Nankörlük, acziyetini inkârın adıdır.
Şükür ise acziyetin ikrarıdır.
Şükreden, aczini bilendir.
Zira bilir ki kudret Allah’ındır; insan sadece O’nun kudretinin gölgesidir.
---
Modern İnsanın Kibir Tuzağı
Bugünün insanı, acziyetini teknolojiyle, servetle, şöhretle örtmeye çalışıyor.
Sanıyor ki yapay zekâsı, ilmi, tıbbı, dijital kudretiyle ölümsüzlüğe yaklaşacak.
Hâlbuki modern insan, kendi elleriyle yaptığı putlara tapan eski kavimlerden farklı değildir.
Sosyal medya aynasında kendine hayran; ekranlarda ilahlaşan bir nefs…
Fakat bir virüs, bir zelzele, bir hücre bozulması geldiğinde bütün o kibir kuleleri tuzla buz olur.
İşte o zaman tekrar o kadim hakikat yankılanır:
> “Ey insan! Seni bir nutfeden yaratanı unuttun mu?”
Teknoloji yükseldikçe tevazu küçüldü, bilgi arttıkça hikmet azaldı.
Modern insan, acziyetini gizleyemediği için değil; onu kabul etmekten utandığı için hakikatten uzaklaştı.
Hâlbuki aczini bilmek, kulluğun en yüce mertebesidir.
---
Bir Münâcât ile Hâtime
Yâ Rabbi,
Bizi nefsimizin azgınlığından, benliğimizin gururundan muhafaza eyle.
Kalbimize “hiçlik” bilincini, dilimize “hamd” kelimesini yerleştir.
Bizi, aczimizi bilip Sana sığınanlardan eyle.
Zira Sen buyurdun ki:
> "وَاللَّهُ الْغَنِيُّ وَأَنْتُمُ الْفُقَرَاءُ"
“Allah ganîdir, sizler ise muhtaçsınız.” (Muhammed, 38)
Ey kudret Sahibi!
Bizim varlığımız Senin yokluğunda yok olur.
Bizi, kendine dönen o mütevazı kalpler zümresine kat.
Aczimizi idrak ettikçe, kudretini hissedelim;
Hiçliğimizi bildikçe, varlığını sevelim.
Çünkü insanın en büyük kuvveti, kendi acziyetini bilmektir.

