Gençlik çöküşte..!

Atatürk’ün, ülkeyi "Bütün ümidim gençliktedir" diyerek bıraktığı gençlik ne yazık ki çöküşte..! Ülkemizde yılda ortalama 180 bin çocuk suça karışıyor. Son 10 yılda soruşturulan çocuk sayısındaki artış yüzde 17,47’ye ulaşmış. Bu yaşadığımız toplumun gerçeğini ortaya koyuyor.

İstanbul, İzmir, Ankara gibi büyük şehirlerde yoğunlaşan bu sorun, aslında artık hiçbir şehre ‘Uzak’ değil. Erzurum gibi güçlü aile yapısı ve gelenekleriyle öne çıkan şehirlerde bile bu mesele, ‘Başka yerlerin sorunu’ denilerek geçiştirilemeyecek kadar yakında. Çünkü çocukların karşı karşıya kaldığı riskler şehir tanımıyor. Dijital dünya, ekonomik baskılar ve toplumsal dönüşüm her yere aynı hızla ulaşıyor.

Adalet Bakanlığının 2025 yılı verilerine göre; 330 bin 496 çocuk hakkında, 683 bin 823 ayrı suçtan 332 bin 648 soruşturma yürütülmüş. Önemli bir bölümü yaralama, kasten öldürme, intihara yönlendirme, istemeden öldürme ve silah taşıma gibi dosyalarla adli süreçlere taşınmış. 209 bin 22 dosya karara bağlanırken, on binlerce dosya ise bu yıla taşmış. Mahkeme aşamasında ise yüz binlerce suçla çocuklar yargı önünde bulunuyor.

Bu rakamlar istatistik gibi görülebilir. Ancak Erzurum’un sokaklarına, mahallelerine ve okul çevrelerine bakıldığında tablo daha somut hale geliyor. Bir çocuğun okuldan kopması, yanlış arkadaş çevresine yönelmesi ya da dijital dünyanın etkisine kapılması, aynı sonuçları doğuruyor. Göç hareketleri, ekonomik sıkıntılar ve dijitalleşme Erzurum’daki gençleri de aynı kırılganlıkla karşı karşıya bırakıyor.

Cezaevlerinde yapılan kapsamlı bir araştırma ise bu tablonun arka planını açıklıyor. 26 cezaevinde 607 çocukla yapılan çalışmada, çocukların büyük çoğunluğunun 15-17 yaş aralığında olduğu görülüyor. Yüzde 51’i okulunu bırakmış durumda, yalnızca dörtte biri düzenli eğitim hayatına devam ediyor. Bu veri, eğitimin ne kadar kritik bir kırılma noktasında olduğunu gösteriyor.

Daha çarpıcı olan ise madde kullanımı ve sosyal çevre etkisi. Çocukların büyük kısmı sigara kullanırken, yarısından fazlası uyuşturucu ile tanışmış durumda. Günlük 4 saate ulaşan sosyal medya kullanımı, erken yaşta şans oyunlarıyla temas ve suçla iç içe çevrelerde büyüme gerçeği, derin bir toplumsal soruna işaret ediyor.

Erzurum özelinde bakıldığında bu tablo yabancı değil. Mahalle kültürünün zayıflaması, ekonomik baskılar, göçle değişen sosyal yapı ve dijital bağımlılığın artması çocukları daha kırılgan hale getiriyor. Her geçen gün yıpranan güçlü aile yapısına rağmen, dış etkenlerin etkisi ise çok daha hızlı ve yıkıcı. Özellikle gençlerin boş zamanlarını değerlendirebileceği alanların sınırlılığı, spor ve kültürel imkânların yeterince yaygın olmaması bu riskleri artıran önemli unsurlar arasında yer alıyor.

Ülke genelindeki bu durum, Erzurum’un çocuklarını bu istatistiklerin dışında tutmuyor. Bu nedenle konu yalnızca adli bir mesele olarak değil, eğitim, sosyal politika ve şehir planlaması açısından da ele alınmak zorunda. Okuldan kopan her çocuk, sadece bir eğitim kaybı değil, geleceğe dair ciddi bir toplumsal çöküş anlamına geliyor.

Artık yapılması gereken, bu tabloyu yalnızca rakamlarla okumaktan vazgeçmektir. Bu veriler, sadece raporlarda değil, sokaklarda, okullarda ve evlerin içinde yaşanan gerçekliklerin bir yansımasıdır. Bugün alınmayan her tedbir, yarın tüm topluma felaket olur.

Sorun uzaklarda değil. Tam da hayatın içinde, gözümüzün önünde ve sürekli büyüyor.

 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.
  • Mahmut Yıldız27 Nisan 2026 13:00

    Maalesef yazdıkların bu ülkenin gizli kalmış gerçekleri. Analar babalar çocuklarına söz geçiremiyor. Her geçen gün bu sayı artıyor. Allah sonumuzu hayır ede.

  • Mehmet DAĞISTANLI 25 Nisan 2026 15:03

    BİR ŞİİR DE BENDEN ÖMER DURSUN... Edip Cansever ağabeyi, “Gökyüzü gibi bir şey çocukluk, hiçbir yere gitmiyor…” diyor ya, Doğru be ağabey, gitmiyor gökyüzü, Çocuklar da gitmiyor bir yere, çocukluk da. Bilmem kaç bin yıldır aynı gökyüzü de Asıl giden o çocukluk, Asıl kaybolan o çocukluk anılarımız oldu: Dantellerimiz, boyalarımız, rüyalarımız… Aldılar elimizden, söküp parçaladılar yüreğimizden çocukluğumuzu. Hele dur bir Edip ağabey: Ne güzel diyorsun, gökyüzü gibi aynı yerdeler. Onlar hep çocuk, hep aynı yerdeler ya Bakışlarını gördün mü tey Afrikadaki çocuğun, tey Özbeklerdeki çocuğun, Tey Brezilyadaki çocuğun, gülüşleri de aynı gözyaşları da… Öyleyse biz kim için düşman kesildik, Öyleyse biz ne için barut kokuyoruz, Öyleyse biz neden kurşunların hedefi olduk? O elleri is olanlar, o yenleri is kokanlar var ya Edip ağabey, onlarda hala içimizde Üstelik boya sandıklarını da taşıyorlar omuzlarında, Bir de balıkçıda, manavda, tarlada… Edip ağabeyi bu çocuklar her yerde biliyor musun Keşke ellerine bir tutam çiçek, bir tane kalem, bir tane de kitap verebilseydik Kurşuna, baruta, düşmana inat. Kim bilir belki gökyüzünden geriye bir şey kalırdı! Ama olsun onlar gökyüzü gibi bir şey Onlar çıkılmamış dağlar gibi saf, sessiz, doruklarda! Onlar çiğnenmemiş çayırlar! Onlar girilmemiş ormanlar! Onlar kirletilmemiş denizler kadar çok ve temiz ve saf… Ah Edip ağabey isterdim onlar, o bütün çocuklarımız Aynı sıralardan geçseydi; ama eksiksiz hepsi, Hepsi okullu olsaydılar ne çok sevinirdi değil mi analar.