Erzurum'un ters yüzü...

Erzurum’da konutlara uzaktan bakılınca “Yeni bir şehir kuruluyor” hissi verir. Ancak o yapıların arasına girip yaşamaya başladığınızda bu algı bozulur. Mesele o betonların içinde ve etrafında nasıl bir hayat kurulduğudur.

Hem özel sektör hem de TOKİ eliyle üretilen konutlarda kronikleşmiş bir tablo var; Kapalı otopark. Erzurum gibi bir kar şehrinde, kapalı otoparksız konut üretmek, bir eksiklik değil, hayatı zorlaştıran bir tercih. Bu şehirde yılın neredeyse yarısı karla kışla mücadeleyle geçiyor. Ama asıl sorun karı kazımak değil, aracı koyacak yer bulamamak.

Yol kenarına sıkışmış araçlar, daralan sokaklar, kilitlenen trafik… Ramazan ayında yaşadığımız karmaşa, her kar yağışında tekrar eden bir rutin. Yüksek kat meselesi de en az otopark kadar kritik. Sanki yazılı olmayan bir kural varmış gibi 10 katın altı neredeyse düşünülmüyor. Oysa bu şehir İstanbul değil. Erzurum’un ne o yoğunluğa ne de o dikey yapılaşmaya ihtiyacı var. Güneş azalıyor, rüzgâr sertleşiyor, mesafeler uzuyor. Hayat daha soğuk, daha mesafeli bir hâl alıyor.

Doğru bir mimari yaklaşım, bu tabloyu değiştirebilir. Yatay ve bitişik mimariyle, birbirine ölçülü biçimde eklenecek yapı grupları, hem rüzgârı kırar hem de güneşi görür. Bu sadece estetik değil, yaşam kalitesini de etkiler. Erzurum güneş potansiyeli yüksek bir şehir. Ancak birçok konut güneş görmez. Ama binalar güneye doğru yönlendirildiğinde, hem ısınma ihtiyacı azalır hem de yaşam alanları daha sağlıklı hale gelir.

Erzurum’un ayazı güçlü, rüzgar yönü bellidir. Yanlış yerleşim, rüzgârı hızlandırır ve yaşam alanlarının içine daha sert taşır. Binalar arasında oluşan dar koridorlar, rüzgârın etkisini artırır. Oysa doğru bir kurguda rüzgâr kesilir, sokaklar korunur, yaşam alanları dengeli hale gelir. Kat sayısı arttıkça gölge etkisi artar. Yüksek bloklar alt katları gün boyu güneşten mahrum bırakır. Erzurum gibi güneşin kıymetli olduğu bir yerde, yaşam kalitesini düşürür. Dar bina aralıkları ise hava sirkülasyonunu azaltır, şehri sıkıştırır.

Kışın bir diğer sert gerçeği de çatı güvenliği. Kışın binaların altından geçen insanlar başını kaldırmadan yürür. Ne zaman ne düşeceği belli değildir. Buna rağmen çatı tasarımları, kar tutma sistemleri ve güvenlik detayları hâlâ yetersizdir. Bu sorundan dolayı taziye ve geçmiş olsun dilekleri eksik olmaz bu coğrafyada. Oysa ki, ısıtmalı otobüs durakları gibi, çatılarda ve kaldırımlarda kar eritme sistemleri buzları eritebilir.   

Eskiden sokakta büyüyen çocuklar, artık araçların arasına sıkışmış durumda. Otopark yetersizliği nedeniyle sokaklar park alanı. Oyun oynayan çocuk ya bir araca çarpıyor ya da ‘Çekilin’ uyarısıyla oyunu yarıda kalıyor. Bu da Erzurum’un sokak kültürünü yok ediyor. Oysa ki, her semtte kurulan, semt pazarları gibi, park ve bahçelerin altına yapılacak kapalı semt otoparkları, arabalara korunak, semt sakinlerine sığınak olacaktır. Üstü de çocuklara oyun alanı. Hem de ilçe belediyelerinin mahalle-köylere yaptığı giriş kapılardan, çok daha faydalı olacaktır.  

Bu noktada 2017’de Mahallebaşı bölgesinde yapılan 546 konuttan oluşan Yeşil Yakutiye Konutları önemli bir referans. Kusursuz muydu? Hayır. Ama en azından bir planlama fikri, bir yaşam kurgusu vardı. Bugün çoğu konut projesi, o seviyenin bile gerisinde. Erzurum zor bir şehir. Bu şehirde iklimi anlamak, güneşi okumak, rüzgârı analiz etmek ve insanı merkeze koymak gerekir.

Ancak bugün ortaya çıkan tablo; Otoparksız siteler, yüksek bloklar, yanlış yönlendirilmiş yapılar, karla mücadele eden insanlar, daralan yaşam alanları ve kopup giden insanlar. Bu gidişatın değişmesi gerekiyor. Erzurum’un ihtiyacı daha yüksek binalar değil, doğru bir planlama. Daracık sokaklar değil, güneşi alan, rüzgârı kesen, yatay ve bitişik mimari detaylarıyla birbirine omuz veren, nefes alan mahalleler.

Çünkü bu şehirde kış zaten zor. Onu daha da ağırlaştıran biz olmayalım.

 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.