Emanetin Göğsünde: İslâm’da İdare ve Mesuliyet

Tarih, emanetin imtihanıyla yücelen ve bu imtihanla yıkılan nice milletin aynasıdır. İslâm medeniyetinde idare, yalnızca bir yönetim biçimi değil; kalbiyle, vicdanıyla, adaletiyle yürüyen bir emanettir. Kur’an, ‘Allah size emanetleri ehline vermenizi emreder’ (Nisâ 58) buyururken, bu hükmün muhatabı yalnız hükümdar değil, her mü’min ferdin vicdanıdır. Çünkü İslâm’da her insan, kendi çevresinin küçük bir idarecisidir.
 


İmam Mâverdî, “el-Ahkâmü’s-Sultâniyye” adlı eserinde idareyi, ‘nizam-ı âlemi temin eden en büyük farz-ı kifâye’ olarak tanımlar. Gazâlî’ye göre ise adalet, devletin rûhudur; zulüm ise onu çürütür. Bu fikir, Osmanlı’nın temel siyaset felsefesinde vücut bulmuştur. Fatih Sultan Mehmed’in kanunnâmelerinde, ‘adalet mülkün temelidir’ sözü yalnız bir vecize değil, bir anayasa hüviyetindedir.
 


İslâm düşüncesinde idareci, ‘zıllullahi fi’l-arz’ yani ‘yeryüzünde Allah’ın gölgesi’ olarak tanımlanır. Ancak bu gölge, gölgelik yapan bir kudret değil, Allah’ın adaletini yansıtan bir aynadır. Nizâmülmülk, “Siyâsetnâme”de devletin ayakta kalması için üç şart sayar: dinin hürmeti, adaletin tesisi ve halkın rızası. Bu üçü sarsıldığında, devletin temelleri çöker.
 


Osmanlı idaresinde ‘adaletnâme’, halkın sığınağıydı; ‘ferman’, zulmü önlemek için çıkarılırdı. Bir ‘kadı’ hükmü, bir padişah fermanından üstün tutulurdu. Çünkü ‘kanun-u kadîm’ halkın vicdanında yazılıydı. Koçi Bey Risalesi’nde dile getirilen şu ifade, dönemin siyaset anlayışını özetler: “Zâlim pâdişah, zulmün bile farkında değildir; çünkü etrafı dalkavuklarla doludur.” Bu söz, çağlar ötesinden bugüne bir uyarıdır.
 


Kınalızâde Ali Efendi, “Ahlâk-ı Alâî”de, idarecinin ahlâkını insanın ruh terbiyesine bağlar. Zira devlet, insandan doğar. İnsan bozulursa devlet de bozulur. Bu anlayış, İbn Haldûn’un ‘asabiyye’ teorisiyle birleşir: Bir toplumun dayanışması zayıfladığında, devletin ömrü tükenir. İşte Osmanlı’nın kudret devrinde bu bağ kuvvetliydi; çöküşünde ise gevşemişti.
 


Bugünün idarecilerine düşen görev, salt makamı değil, mesuliyeti taşımaktır. Emanet, bir taht değil, bir mihraptır; üzerinde oturan değil, önünde eğilen kurtulur. İslâm’da liderlik, hükmetmekten çok hizmet etmektir. Nitekim Hz. Ömer, “Fırat kenarında bir koyun helâk olsa, onun hesabı benden sorulur” derken, bu sorumluluğun ağırlığını ifade eder.
 

Kaynakça


1. Mâverdî, el-Ahkâmü’s-Sultâniyye
2. Gazâlî, el-Mustasfâ, İhyâu Ulûmiddîn
3. Nizâmülmülk, Siyâsetnâme
4. Kınalızâde Ali Efendi, Ahlâk-ı Alâî
5. Koçi Bey Risalesi
6. İbn Haldûn, el-Mukaddime
7. Kur’an-ı Kerîm, Nisâ Suresi 58. Ayet

 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.