Erzurum’un sert iklimi, insanına olduğu kadar meselelerine bakışına da yansır. Açık, net ve dolambaçsız. Eğitimde bu alanların başında. Erzurumlu eğitimci yazar Murat Ertaş’ın ortaya koyduğu görüşlerde hem çok mantıklı hem de çözüm odaklı.
Eğitim sistemimizde herkes okumak zorunda. Ama okumuyor. Ne yazık ki ülkemizde okumak, iyi bir işe girmek olarak algılanıyor. Dolayısıyla ülkemiz okumuş ama işsiz insanlarla dolu. Araba arıza yapınca tamir edecek, cağ kebabını pişirecek usta bulamıyoruz. Çünkü herkes doktor, hakim öğretmen olmak istiyor.
Murat Ertaş’a göre ortaokul ve lisede zorunlu örgün eğitim yeniden değerlendirilmelidir. Çünkü bugün her öğrenciyi aynı sistem içinde tutmak, farklı kabiliyetleri ve hedefleri olan gençleri tek bir kalıba zorla sokmak anlamına geliyor. Oysa her genç akademik başarı odaklı değildir. Bazıları için hayatın yolu daha erken yaşta bir meslekten, bir ustanın yanında yetişmekten geçer.
Mevcut sistemde ise ‘Okumada gözü olmayan’ öğrenciler zorla sınıflarda tutuluyor. Bu durum sadece o öğrencileri değil, öğrenmek isteyenleri de olumsuz etkiliyor. Sınıf içi huzurun bozulması, akran zorbalığının artması ve öğretmen otoritesinin zayıflaması bu zorlamanın doğal sonuçları arasında yer alıyor.
Başöğretmen Atatürk der ki; ‘Eğitimde kaybedilecek tek bir birey yoktur’. Günümüzde bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay. Bir öğrencinin öğrenmesi için yalnızca okul sıralarına mahkûm olması gerekmiyor. Açık öğretim, çevrimiçi kaynaklar ve mesleki eğitim imkanları var. Bu nedenle eğitim sisteminde tek bir yol dayatmak yerine alternatifler sunulmalıdır.
Ertaş’ın önerileri arasında dikkat çeken bir başlık da başarısız öğrencilerle ilgili. Başarısız öğrenci sınıfı geçmemeli. İki yıl üst üste sınıfta kalan örgün eğitim dışındaki seçeneklere yönlendirilmelidir. Ya açık öğretim ya da iş hayatı. Erzurum’un köklü usta-çırak geleneği düşünüldüğünde, bir gencin bir meslek erbabının yanında yetişmesi hem birey hem toplum açısından değerli bir kazanım olacaktır.
Zorunlu eğitimin esnetilmesiyle birlikte sınıflardaki yoğunluk azalacak, öğretmenler daha verimli bir eğitim süreci yürütebilecektir. Eğitim sürelerinin sadeleştirilmesi de bu çerçevede değerlendirilmektedir. Beş yıl ilkokul (zorunlu), ardından üç yıl ortaokul ve üç yıl lise daha dengeli bir sistemi ortaya çıkaracaktır.
Bir diğer önemli mesele ise neredeyse her okulun tabelasında yazan ‘Anadolu’ ifadesi. Bu unvanın bir karşılığı olmalı. Anadolu ve Fen liseleri, gerçekten özel müfredata sahip, sınavla öğrenci alan ve sayısı sınırlı okullar olmalıdır. Bu okullar gerçekten okumak isteyenlere ait olmalıdır. Diğer liseler ise kendi kimliğiyle varlığını sürdürmelidir.
Eğitim yalnızca akademik başarıdan ibaret değildir. Aynı zamanda bir kültür aktarımıdır. Bu nedenle çocukların yaşadıkları şehrin değerlerini öğrenmesi önemlidir. Erzurum’un türküleri, hikâyeleri, tarihi ve kültürel birikimi yeni nesillere aktarılmalıdır. Bu, gençlerin aidiyet duygusunu güçlendirecek önemli bir adımdır.
Sonuç olarak Murat Ertaş’ın yaklaşımı, eğitimi bir zorunluluk alanı olmaktan çıkarıp bir yön bulma süreci olarak ele alıyor. Onun ifadesiyle, “Eğitim herkesi aynı yolda yürütmek değil, herkese kendi yolunu buldurmaktır”. Erzurum’dan yükselen bu bakış açısı, eğitimde asıl konuşulması gereken konuyu yeniden hatırlatıyor.
Eğitimde asıl ihtiyaç daha fazla zorunluluk değil, her gence kendi yolunu bulduracak bir bakış açısıdır.


